Paragrafta Yapı Konu Testi - 1

1. Yazarların, ortaya koyduğu ürünlerin yalnızca içerikleriyle değil, anlatımlarıyla da özgün olması gerekir. Gerçi bu dönemde "özgün" der demez korkmuyor da değilim hani! Çünkü sağımız solu­muz özentili özgünlüklerle ya da özgünlük özentileriyle dolu. Belki özgünlük sağlanıyor; ama özenti yüzünden bir yığın komiklik de ortaya çıkı­yor. Oysa bir yazarın ilk önce özentili olmaktan uzaklaşması gerekir. Dolayısıyla, --------.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uy­gundur?

A) önemli olan yazarın nasıl söylediği değil, ne söylediğidir

B) özgünlüğe ulaşmanın yolunun, dili özentili kullanmaktan geçtiği göz önüne alınmıyor

C) özgünlüğe ulaşıldıktan sonra özentili tutumla­rı hoşgörüyle karşılamak gerekiyor

D) eleştirilere kulak vermeyen bir yazar özgünlü­ğü yakalayamıyor

E) bir yazarın, özgünlüğü yakalayayım derken özentiye kapılmaması gerekiyor

 

2. Elbette bir yazar, yazdıklarının mümkün olduğun­ca çok ve kaliteli olmasını ister. Ancak bunu sağ­lamak sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü kali­te, yoğunlaşmayı, enine boyuna düşünmeyi, da­mıtarak yazmayı gerektirir. Bu olmadan kalitenin en önemli göstergesi olan özlü söze ulaşmak güçtür. Diyelim ki bunu yaptı bir yazar. Bu durum­da da çabuk yazma niteliğini korumakta sıkıntı yaşar. Diyeceğim o ki------.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) her yazar, niteliğini düşürmeden çok sayıda yapıt verebilir

B) hem hızlı yazmak hem de kaliteyi tutturmak, zor bir işitir

C) hızlı yazmak, nitelikli yaptı vermenin önünde bir engel değildir

D) yapıtların sayıca çok olması ile nitelikli olma­sı doğru orantılıdır

E) çok sayıda yapıt vermeden kaliteyi yakala­mak mümkün değildir

 

3. --------. Tam aksine, yazı ile yaşam arasındaki ilişkide karanlık bir noktayı aydınlatan bir kavramdır ölüm. Yaşamın sıkıcı, karanlık, içinden çıkılmaz noktalarında Rilke için bir çıkış yoludur. Öykülerindeki zaman yolculuğunda çaresizlikler içine sürüklendiği anlarda, ölümü soluk alma, yeniden yola devam etme için bir şans sayar. Dolayısıyla Rilke'nin hikâyelerinde ölüm, bir kaçış, bir bitiş olmaktan çok, yepyeni hayatlar için yepyeni bir başlangıçtır aslında.

Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Rilke'nin duygu dünyasında en çok yer eden kavram ölüm değildir

B) Rilke'nin öykülerinde okuru en çok korkutan kavram ölüm değildir

C) Rilke, ölümden korkmasına rağmen yapıtla­rında en çok geçen kavram ölüm değildir

D) Rilke'nin yaşamında, ölüm korkusu kolayca yenilebilecek bir duygu değildir

E) Rilke'nin hikâyelerinde ölüm, yaşamın sonu anlamında kasvetli bir tema değildir

 

4. ------. Farklı bir açıdan düşünerek ve okuru da dü­şündürerek ele almış bunları. Eleştiren, ama çö­zümler de üreten, iğneleyen ama öğreten, düşündükleriyle düşündüren bir tutum sergilemiş. Usta eleştirmen, roman, şiir, çeviri ve sanata adanmış bir ömrün tüm birikimlerini bir bakıma bu kitabında okuyucusuyla paylaşmış.

Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uy­gundur?

A) Yazar, aynı konuyu farklı açılardan ele alma başarısı göstermiş bu kitabında

B) Daha önce konu sıkıntısını çektiğini dile geti­ren yazar, bu sorunu hala çözememiş

C) Usta yazar, sıradan bir konudan derinlikli bir yapıt ortaya çıkarmış

D) Yazarın, bu kitabında farklı konulardan söz etmesi yapıtın anlaşılırlığını engellemiş

E)     Ünlü eleştirmen, bu kitabında roman, şiir, çe­viri ve sanata geniş bir yelpazeden bakmış

5. Dans, hareket ve mimiklerle bir olayın, bir öykü­nün anlatılması insanlık tarihi kadar eskidir. ---------- Dolayısıyla tiyatronun tarihini mercek altına alır­ken, eski Yunan edebiyatı da göz önüne alınma­lıdır. Çünkü tiyatro zamanda ve mekânda birta­kım değişikliklere uğrasa da kaynağını hep ora­dan alır. Her ne kadar farklı kültürlerde tiyatroya benzeyen oyunlar görülse de gerçek anlam tiyat­ronun dayandığı temel kaynak Eski Yunan tiyatrosudur.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getiril­melidir?

A) Ne var ki birtakım gösterilere tiyatro gözüyle bakmak, bizi doğru sonuçlara götürmeyebilir.

B) Oysa tiyatronun bir eğitim aracık olarak kulla­nılması edebiyat dünyasında henüz çok yeni­dir.

C) O halde insanlık tarihinin ilk dönemlerinde bugünkü anlamda bir sanatsal etkinlikten söz etmek mümkün değildir.

D) Ne var ki Hokkabaz, Meddah, Kukla, Kara­göz vb. oyunlar Batı etkisinden ayrı bir kolda gelişmiştir.

E) Ancak bunların sözle birleşmesi ve yapısal bir birlik kazanması Eski Yunan'da gerçekleş­miş ve tiyatro sanatı olarak klasik çizgilerine kavuşmuştur.

6. Ankara'nın Bahçelievler Semti'nde 10 yıldır izleyi­ciye hizmet veren çok güzel bir sinema var. Ken­tin en güzel sanat alanlarında biri olan bu sine­ma, ekim ayından itibaren yepyeni bir çehreyle seyircisini ağırlayacak. ----- Sinemanın iki büyük salonu da bölünerek yeni salonlar hazırlanacak. Daha önce "Hususi Salon" adıyla hizmet veren salon da tadilatla daha modern bir görüntüye ka­vuşacak.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getiril­melidir?

A) Modern ortamlarda film seyretmek isteyenler, eski sinemalara ilgi göstermeyecek artık.

B) Ses düzeninden koltuklarına, bilet gişesin­den perdesine kadar tepeden tırnağa yenile­necek.

C) Batıda olduğu gibi bizde de sinema salonla­rına ünlü oyuncuların ismi verilmeye başlana­cak artık.

D) Sinemanın daha önceki büyülü atmosferine alışanlar büyük bir hayal kırıklığına uğrayacak.

E) Sanat yaşamımızda sinemanın çok önemli bir yerinin olduğunu yeni yeni alıyoruz anlaşılan.

 

7. "Edebiyat nedir?" sorusuna yüzyıllar boyunca değişik yanıtlar verilmiştir. ----- Bunda, temel se­bep, kavramların soyutluktan ve tartışılırlıktan uzak bir tanımının yapılamaması yatmaktadır. Çünkü bir kavramlar doğrudan tanımlanmaz. Edebiyat için de durum aynıdır. Bir kavram oldu­ğu için edebiyatın doğru ve gerçek bir tanımı ya­pılamaz. Öyle yeni ve değişik eserlerle karşılaşa­biliriz ki, bunların taşıdıkları özellikler tanımda da değişiklikler yapmamızı gerektirir. Ancak belli ta­rihsel, içeriksel, mekânsal, vb. çerçeveler çizerek edebiyatı bir çerçeveye oturtabiliriz.

Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getiril­melidir?

A) Hiç kuşku yok ki bu konu üzerinde en çok eleştirmenler kafa yormuştur.

B) Edebiyatın herkesçe farklı tanımlanması bir­takım sorunları da beraberinde getirmiştir.

C) Nihayet son yüzyılda eleştirmenler edebiyatın herkesçe benimsenen bir tanımını yapmıştır.

D) Ancak şimdiye dek edebiyatın tanımı üzerin­de herkesin kabul ettiği bir anlaşmaya varıla­mamıştır,

E) Oysa insanların üzerinde kolayca anlaşabile­ceği bir tanım şimdiye kadar çoktan bulana­bilirdi.

 

8. Bir eleştirmen, sanatçının yapıtında konuyu nere­den aldığını, bu konuları nasıl bir dille anlattığını ortaya koyabilir. Ama yapıtın okuru etkileyip duy­gulandıran, insan ruhunu harekete geçirip altüst eden gizemli noktalarına ulaşamaz. O gizemi or­taya çıkarmak için çok çalışır, birçok yöntem uy­gular. Eserin konusunu, hatta dilini çok iyi tanı­masına karşın, yapıtın yaratılışındaki özün derin­liklerine giremez bir türlü. Bunu çok istemesine karşın gerçekleştiremez. Çünkü o giz, hep sa­natçıdadır. Bu da bize şunu gösterir:-----.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akşına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) Okurlar bir yapıtı eleştirmenin gözüyle oku­duklarında o yapıta bütünüyle egemen olurlar.

B) Eleştirmenin en başta gelen görevi, ele aldığı yapıtın gizli yönlerini tam olarak ortaya çıkar­maktır.

C) Bir yapıtta ne kadar çok şey anlatılırsa anlatıl­sın, o yapıtın içeriği okurun o yapıttan anladı­ğı kadardır.

D) Bir eleştirmen ne yaparsa yapsın, hangi ku­ramları uygularsa uygulasın, yapıtın sırrını bütünüyle çözemez.

E) Bir sanat eserini en ince ayrıntılarına kadar anlamak ve yorumlamak ancak eleştirmenle­rin yapabileceği bir iştir.

 

9. (I) Bir sanat yapıtı, ancak kendisine bakıldığı za­man vardır. (II) Örneğin, masada duran bir kitap açtığınız an, size bir şeyler söylemeye başlamıştır artık. (III) Sadece bir şeyler söylemekle kalmaz bir sorumluluk da yükler bize. (IV) Başlangıçta hiçbir anlam ifade etmeyen bir nesne olarak karşımızda duran kitap, bu anlamlandırmayla birlikte işlevsel bir nitelik kazanır. (V) Ete kemiğe bürünmüş canlı bir varlık olarak çıkar karşımıza.

Düşüncenin akışına göre, "Bu sorumluluk onu anlamayı, hatta anlamlandırmayı da beraberinde getirir." cümlesinin yukarıdaki parçada numara­lanmış yerlerden hangisine getirilmesi uygun olur?

A) I.           B) II.           C) III.           D) IV.           E) V.

 

10. (I) Şiir de diğer sanatlar gibi gerçeği arar. (II) Duy­gu yolundan geçse de şiirin ulaşacağı tek men­zil, gerçektir. (III) Ne var ki, şiire özgü düşünce, biliminki kadar akla dayalı değildir. (IV) Akıl kimi zaman insana doğruyu göstermez, insanı yanıltır. (V) Bir yönüyle duyguya yaslanır bu düşünce.

Bu parçada numaralanmış cümlelerden han­gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

A) I.           B) II.           C) III.           D) IV.           E) V.

Cevaplar: 1-E  2-B  3-E  4-E  5-E  6-B  7-D  8-D  9-D  10-D

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk Sosyolog “Ziya Gökalp”tir.
Pazar, 11/23/2014 10:23
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.