Mehmet Rauf

Mehmet Rauf, İstanbul'da doğdu. Bahriye mektebini bitirdi, deniz suba­yı oldu. 1908'den sonra elçilik gemi­lerinin irtibat subaylığı görevinde bu­lundu. Bahriyeden ayrılarak sadece yazarlık yaptı. Üç kez evlendi. Mutsuz bir yaşam sürdü. Son günleri sefalet içinde geçti.

Edebi Kişiliği - Sanat Anlayışı:

Servet-i Fünûn edebiyatının Halit Ziya'dan sonra en önemli romancısıdır. Roman ve hikayeleriyle öne çıkan bir yazardır. Mehmet Rauf, Deniz Harp Okulu'nda okurken İngilizce ve Fransızcayı öğrenmiş, Fransız realist ve natüralistlerini tanımıştır. Ahmet Mithat, Alphonse Daudet, Emile Zola, Gustave Flaubert gibi yerli ve yabancı yazarların eserlerini okuyarak edebiyat bil­gisini geliştirdi. Ayrıca romancılığı üzerinde Halit Ziya'nın etkisi büyüktür. İlk öyküsünü 16 yaşında yazdı. "Düşmüş" isimli bu öykü Halit Ziya Uşaklıgil'in izmir'de çıkardığı "Hizmet" gazetesinde yayımlandı. Mektep ve Servet-i Fünûn dergilerindeki yazılarıyla tanındı. Asıl ününü Servet-i Fünûn'da bölüm bölüm yayımlanan ve edebiyatımızda ilk psikolojik roman olarak kabul edi­len "Eylül" adlı eseriyle sağladı.

Mehmet Rauf'un üslubu, zamanın düz yazı ustaların­dan çok daha sadedir. Hikâye, roman, mensur şiir ve tiyatro eserlerinde kişiliğini yansıtan, kahramanlarının varlığında kendi duygu ve düşüncelerini yaşatan bir tutum içerisindedir. Eserlerinde, özellikle roman ve hikâyelerinde kendi yaşadığı ya da yaşamak istediği maceraları dile getirmiştir. Gözleme yeterince önem vermeyen yazar, kahramanlarını olduğu gibi değil, kendisi nasıl görmek istiyorsa öyle anlatmıştır. Rea­lizmle yetinmeyerek natüralizmi savunmasına karşın aşk tutkusunu romantizmden kurtaramaz. Onun hikâye ve romanlarının odağında aşk duygusu vardır. Roman ve öykülerinde aşk, çoğunlukla hüsranla ve hayal kırıklıklarıyla biter. Bu da dönemin edebiyat at­mosferine uygundur.

Dönemin sosyal ve siyasal gelişmelerine kayıtsız ka­lan yazar, sadece Halas romanında vatanperverlik te­masını işlemiştir. Tabiat tasvirlerinde ya da dış dünyayı anlatmada başarılı olamayan yazarın insan ruhunun derinliklerine indikçe ve temel psikolojik durumları be­timlemeye çalıştığında sanat yeteneğini sergilediği gözlenir.

Mehmet Rauf'un eleştiri ve edebiyat konusunda dikka­te değer düşünceleri vardır. Ona göre eleştiri de ede­biyat gibi tamamen şahsi ve özeldir. Edebî eserler, an­laşılmaz, ancak hissedilir; daha doğrusu bir eseri an­lamak için öncelikle hissetmek gerekir. Edebiyatı ha­yatından ayrılmaz bir parça kabul eden yazar, hayat­tan kaçmak istedikçe edebiyata sığınır.

1901'de Servet-i Fünûn dergisinin kapatılmasıyla Meşrutiyet'e kadar köşesine çekilir. Edebiyat sahnesinde Meşrutiyet'ten sonra da ciddi manada bir varlık göste­remez. Yani 1901-1910 arası, yazarın edebiyat çalış­maları bakımından pek verimli geçmez. Onun sanal hayatının bu son devresi, âdeta gerileme ve unutuluş dönemi olarak dikkat çeker. Hayatının sonuna kadar süren bu devrede çok sayıda eser vermesine karşın adından söz ettiremez. Yazdıkları "Eylül" ve "Siyah İn­ciler"i geçemez.

Mehmet Rauf'un eserlerinde Halit Ziya'nın büyük etki­si vardır. Fakat onun kadar disiplinli ve üslup sahibi de­ğildir. Buna karşın mensur şiirlerinde ondan daha ba­şarılıdır.

Mehmet Rauf'un romanlarında dikkat çeken en önem­li özelliklerden biri dil ve üsluptur. Servet-i Fünûn ede­biyatının dil ve üslup anlayışından farklı olarak sade bir dil kullanan yazarın üslubu da canlıdır. Dil ve üslubundaki en büyük eksiklik ise cümle kuruluşlarındadır. Ba­sit dil bilgisi hataları, kırık dökük cümleleri, yazarın er önemli kusuru olarak görülür.

Eserleri:

  • Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Karan­fil ve Yasemin, Böğürtlen, Define, Son Yıldız, Kar Damlası, Halas, Yara
  • Öykü: İhtizar, Âşıkane, Son Emel, Hanımlar Arasında Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Kadın İsterse, Pervaneleı Gibi, İlk Temas İlk Zevk, Aşk Kadını, Gözlerin Aşkı, Es­ki Aşk Geceleri
  • Oyun: Ferdi ve Şürekası, Pençe, Cidal, Yağmurdar Doluya, Sansar
  • Mensur şiir: Siyah İnciler

Eylül Romanının Özeti:

1946'da basılan bu roman, Türk edebiyatındaki ilk psikolojik romandır. Yazar, karı-koca-âşık üçlü ilişkisini bu romanda, sade ve akıcı bir dille, ruhsal çözümlemelerle yansıtmıştır. Süreyya ile Suat birbirini severek evlenmiştir. Necip ise bu karı kocanın mutluluğuna hayran bir aile dostudur. Süreyya her gün balığa çıkmakta, Boğaziçi'ndeki güzel, kiralık yalıda Necip'le Suat sık sık yalnız kalmaktadır. Arkadaşlıkları, dost­lukları sevgi dolu bakışmalardan pek öteye geçmez. Suat, pi­yano çalar, Necip onu dinler, birbirleriyle tatlı tatlı sohbet ederler. Ancak bu arada dedikodular çıkar. Bunun üzerine Necip, yalıya seyrek gitmeye başlar, tifodan yatağa düşer. Sayıklamalar sırasında sevdiği kadının (Suat) eldiveninin te­kini çaldığını ağzından kaçırır. Bunu duyan Suat, eldivenin öbür tekini verince gizli aşkları açığa çıkmış olur. Kış gelince konağa taşınmışlardır. Konakta yangın çıkar. Suat'ın kurtuluşu olanaksızdır; Necip onu kurtarabilmek için kendisini ateşe atar, birlikte yanarak can verirler.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi “Kamus'ul Alam”dır.
Perşembe, 07/31/2014 05:20
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.