Ahmet Haşim Yazdır

Bağdat'ta doğdu. 1895'te İstanbul Ga­latasaray Sultanisi'ne (Lisesi) yazıldı. 1907'de Mekteb-i Hukuk'a (Hukuk Fa­kültesi) devam etti. Sanâyi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akade­misi) mitoloji dersi verdi. Mülkiye Mektebi'nde ise Fransızca öğretmen­liği yaptı.

Edebi Kişiliği - Sanat Anlayışı:

Batılı anlamda Türk şiirinin en büyük isimlerinden biri­dir. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Muallim Naci, Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in etkisi; olgunluk dönemi şiirlerinde ise Abdülhak Hâmit'le beraber, Şeyh Galib'in duygu ve hayal gücü hissedilir.

Bilinen ilk manzumesi "Leyâl-i Aşkım", "Mecmua-i Edebiyye"de yayımlanmıştır. Şiirlerinin çıktığı diğer dergiler, Resimli Kitap, Servet-i Fünun, Rebab, Dergâh, Yeni Mecmua, Yeni Türk, Aşiyan ve Musavver Muhit'tir.

Dergâh'da çıkan "Bir Günün Sonunda Arzu" isimli şi­irinin fazla kapalı bulunarak eleştirilmesi üzerine, "Şiir­de Mâna ve Vuzuh" başlıklı makalesini yazmıştır. Şiirle ilgili görüşlerini "Piyâle"nin ön sözünde "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar" adıyla şöyle açıklamıştır:

"Şiirin asıl özelliği 'duyulmak'tır. Şiirin dili musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Yani bu dil, bir açıklama vasıtası olmaktan ziyade bir telkin vasıtasıdır ve şiirde musiki anlamdan önce gelir. Bu bakımdan kelimeler, şiire, anlam değerlerinden çok musiki de­ğerleriyle girerler. Şiirin anlam bakımından açık olması zaruri değildir. Şiirin doğduğu yer şuuraltıdır. Konu ise sadece terennüm için bir vesiledir."

Şiirde musikiyi ön plana alan, anlam açıklığını ikinci plana atan, mısralarda geniş ve akıcı bir telkin yetene­ği arayan ve şiirin kaynağını bilinçaltında bulan bu an­layış ile sembolizmin şiir anlayışı arasında yakınlıklar vardır. Onun şiirleri daha çok, empresyonizm (izlenim­cilik) akımına uygundur. Bunun en önemli göstergesi, şiirlerinde dış dünyaya ait gözlemlerinin kendi iç dün­yasında yarattığı izlenimleri yansıtmasıdır. "Göl Saatleri" adlı şiir kitabının küçük ve manzum "Mukaddime"si de empresyonizmin özlü bir ifadesinden başka bir şey değildir.

Sanatçının yaşamı, sanatını derinden etkiler. Bu ne­denle şiirlerinde aşk ve doğa konularında yoğunlaşır. Bazen derin bir anne sevgisini, güneşten kaçıp çöle hayat veren geceye sığınmayı, hastalık ve ölüm gibi motifleri, şuuraltında gizlenmiş çocukluk hatıralarını anlatır. Şiirlerinde derin bir melankoli, anlaşılmazlık, uzak ve bilinmez diyarlara özlem ve çok defa psikolo­jik yorumlara dayanan renk musikisi hissedilir. Karam­sarlık, onun şiirlerinin en belirgin özelliğidir.

Sanatçının çeşitli hayalleri, duyguları, güzelliklere olan bağlılığı ve sihirli bir müzik gibi insanı etkileyen üslubu vardır. Piyâle kitabına aldığı "Şi'r-i Kamer" serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti dikkat çekicidir.

O, şiirde musikiyi öne çıkardığı için şekle pek önem vermemiştir. Tercih ettiği nazım şekilleri dörtlükler ve serbest müstezattır. Onun şiirlerinde ölçü ve kafiye ku­surlarına rastlanır. Sanatçı, şiirlerinde sadece aruz öçüsünü kullanmıştır. Fecr-i Âti dönemindeki şiirlerini Arapça ve Farsça sözcüklerle dolu ağır, süslü bir dille yazmıştır.

Sanatçının nesir alanında fıkra, deneme, gezi notları ve hatıra türünde yazıları vardır. Nesir dili şiirlerinden daha sadedir. Nesirlerinde açık, berrak, nükteli, bazen de alaycı ve iğneleyici bir üslup kullanmıştır. "Fikir ada­mı" olmaktan çok, fikir ve duygularla oynamayı yeğle­miştir.

Ahmet Haşim, Fecr-i Âti topluluğu dağıldıktan sonra çalışmalarına bireysel olarak devam etmiş, ömrünün sonuna kadar da hiçbir akım içinde yer almamıştır.

Eserleri:

  • Şiir: Göl Saatleri, Piyâle
  • Makale-fıkra: Gurebâhane-i Lâklâkan, Bize Göre
  • Gezi: Frankfurt Seyahatnamesi

Eserlerinden Seçmeler:

HAVUZ

Akşam Yine Toplandı Derinde

Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,

Mehtab kemer taze belinde
Üstünde sema gizli bir örtü
Yıldızlar onun guldür elinde...

 

MERDİVEN

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak

Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Eğilmiş arza kanar muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer

Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

 

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan,
Güller gibi... sonsuz, iri güller
Güller ki kamıştan daha nalan;
Gün doğdu yazık arkalarında!
Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını ömrün eder ilân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde sema kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!

O BELDE

 

Denizlerden
Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
Ne de alam-ı fikre bir mersa:
Olan bu mai deniz,
Melali anlamayan nesle aşina: değiliz.
Sana yalnIz bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma'na,
Ne bu akşamda bir gam-ı nermin
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-i istitar ü istiğna
Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bu-yi ruhunu guya:.
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...
O belde?
Durur menatık-ı duşize-yi tahayyülde;
Mai bir akşam
Eder üstünde daima aram;
Eteklerinde deniz
Döker ervaha bir sükün-ı menam.
Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşiredir veya hud yar;
Dilde tenvim-i ıstırabı bilir
DudaklarIndaki giryende buseler, yahud,
O gözlerindeki nili süku:t-ı istifham
Onların ruhu, şam-ı muğberden
Mütekasif menekşelerdir ki
Mütemadi sükun u samtı arar.
Şu'le-i bi-ziya-yı hüzn-i kamer
Mülteci sanki sade ellerine
O kadar natüvan ki, ah, onlar,
Onların hüzn-i lal ü müştereki,
Sonra dalgın mesa, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine...
O belde
Hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dur ile mahdud?
Bir yalan yer midir veya mevcud
Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hulya mı?
Bilmem... Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mai deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehziz
Bende evtar-ı hüzn ü ilhamı
Uzak
Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Bunlari Biliyor musunuz?

Savaşla bir yerin alınmasını masal havasında anlatan eserlere "fatihname" denir.
Pazartesi, 10/23/2017 22:43
Telif Hakkı © 2017 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.