Sözcüklerde Anlam Olayları

1. Benzetme

Söyleyişe güç ve güzellik katmak için aralarında benzerlik ilgisi bulunan kavramları karşılaştırmaya benzetme denir. Benzetme, günlük yaşamımızda en çok başvurduğumuz anlatım yollarından biridir. Güçlü bir benzetme; bir durumu, bir olayı sayfalarca sürecek betimlemelerden daha güzel anlatabilir.

Tam bir benzetmede dört öğe bulunur:
 

  • Benzeyen
  • Kendisine Benzetilen
  • Benzetme Yönü
  • Benzetme İlgeci (Edatı)

Bir benzetmede bu öğelerin tümünün olması zorunlu değildir.

 

Örnek: “O gece rüzgâr kesildi. Gök bulutlandı. Yağmur, bardaktan ne kelime, küpten, varilden boşanırcasına yağmaya başladı. Toprak serin ve bol suyu, askerden dönen oğullarını kucaklayan analar gibi içi titreyerek bağrına bastı.”

Benzeyen: Toprak

Kendisine Benzetilen: ana

Benzetme Edatı: gibi


Örnek:

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz

Benzeyen: türküler

Kendisine Benzetilen: ana sütü

Benzetme Yönü: temiz

Benzetme Edatı: gibi

 

UYGULAMALAR


Aşağıdaki cümlelerde yer alan benzetmeleri bulunuz:

1) Köhne düşünceler, paslanmış çivilere benzer.

2) Kafası kazan gibi oldu.

3) Orasını avucunun içi gibi biliyor.

4) Kurtuluş Savaşı’nda kağnıları çekenler arasında dal gibi bir kız vardı.

 

2. İstiare (Eğretileme)


Benzetmedeki benzeyen ya da benzetmelikten birinin kullanılmasıyla oluşturulan değişmecedir.

İstiare, benzerlik ilişkisine dayandırılmaktadır. Bu değişmecede benzetme amacıyla, bir sözün, bir başka söz yerine kullanılması söz konusudur.
 

a) Açık istiare:

Sadece kendisine benzetilenle yapılan istiare türüdür.  

“Yuvayı yapan dişi kuştur” atasözünde, kadın, dişi kuşa benzetiliyor; fakat benzeyen kullanılmıyor, benzetilen (kuş) kullanılmış. 

“Bir ateş düştü

Yanarım kimse bilmez.”

Bu dizelerde “ateş” sözcüğü, “kuşku” ya da “aşk” yerine kullanılmıştır. Benzeyen yok, benzetilen (ateş) kullanılmış; açık istiare.

Örnekler:

  • Şu beşikte yatan meleğe bakınız.
  • Sınırlarımızda aslanlarımız bekliyor.
  • Gökyüzü kurşunla örtülü.
  • Yüce dağ başında siyah tül var.
  • İnatçı keçi, benimle hiç konuşmadı.
  • Siyah saçlı kartal biraz önce sınıfa girdi.

 

b) Kapalı istiare:


Sadece benzeyenin kullanılmasıyla yapılan değişmeceye kapalı istiare denir.

“Oğlu büyüyünce yuvadan uçup gitti.” cümlesinde,

benzeyen: oğul

benzetilen: kuş (cümlede kullanılmamış)

"kapalı istiare"

 

“Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor.” cümlesinde;

benzeyen: tekerlekler

benzetilen: insan (kullanılmamış)

"kapalı istiare"

 

Örnekler:

  • Ufakta günün boynu büküldü.
  • Ninniler söylermiş bir serin dere.
  • Martılar, özgürlük şiirleri okuyordu gökyüzünde.
  • Dünyada artık silahlar konuşmasın.
  • Güldüğünde dişlerinin döküldüğünü fark ettim.
  • Kitap okuyan Aynur’un gözlerinden uyku akıyordu.
  • Olumsuz düşüncelerini aktararak çevresindekileri zehirliyor.

 

NOT: Her kişileştirme aynı zamanda bir kapalı istiaredir; fakat her kapalı istiare bir kişileştirmedir diyemeyiz.


3. Teşbih-i Beliğ

İki öğeli benzetmedir. Bu benzetmelerde benzetme edatı ile benzetme yönü kullanılmaz.


Örnekler:

  • Kömür gözler yaktı, mest etti beni.
  • Karşıdan kalem minareler göründü.
  • İnci dişlim, kalem kaşlım, gül yüzlüm.

 

4. Kişileştirme


İnsana özgü kimi özellikler insan dışı varlıklara yakıştırılırsa kişileştirme yapılmış olur. Bir başka deyişle kişileştirme, insan dışı varlıkları insan gibi düşünmedir.

Örnekler:


“Umutsuz günlerimde bir duman
Yükselir göğe doğru
Yaralı bir gemi yavaş yavaş
Gömülür mahzun dalgalara...”

Kişileştirilen kavramlar: Gemi, dalga

İyimser bulutlar sarkmağa başlar dağ eteklerinde
Yavaştan dönerim kendi benliğime
Bir de bakmışım eski derinliğini kazanmış
Berraklaşmış gökyüzü
Eski neşesine dönmüş
Ağaçlar, kuşlar, çocuklar...”

 

Kişileştirilen kavramlar: Bulutlar, ağaçlar, kuşlar

 

“Ufukta bir aydınlık belirdi. Biraz sonra da güneş yeryüzündeki her şeyi selamladı. Onun bu selamını küçük mavi göl büyük bir sevinçle aldı. Göldeki balıklar uyandı; yeni bir güne başlamanın heyecanıyla bir baştan bir başa koşuştu...”

Kişileştirilen kavramlar: Güneş, göl, balıklar

 

5. Dolaylama

Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramı birden çok sözcükle anlatmaya dolaylama denir. Dolaylamada amaç anlatımı güzelleştirmek, bu yolla okuyucuyu etkilemektir.

Örnekler:

  • Yavru vatan şu günlerde çok sıkıntılı (Kıbrıs)
  • Mavi melekler diplomalarını bir törenle aldılar. (Hemşireler)
  • Yunan bayrağının çiğnenmesine büyük önder karşı çıkmıştı. (Atatürk)
  • Tanrının kırbacı o zamanlar Avrupa’yı titretiyordu. (Attila)
  • Beyaz altın- Pamuk
  • Beyaz perde- Sinema
  • Kara elmas- Kömür
  • Yedi Tepeli Şehir- İstanbul
  • Yavru Vatan- Kıbrıs
  • Ormanlar kralı- Aslan
  • Derya kuzusu- Balık
  • Ege'nin İncisi - İzmir
  • Türkiye'nin Kalbi- Ankara
  • Ulu Önder- Atatürk
  • Milli Şef- İnönü
  • Kara Kıta- Afrika
  • Sokaktaki adam- Vatandaş
  • Vatan borcu- Askerlik


6. Ad Aktarması (Mecaz-ı Mürsel)

Aralarında benzetme ilgisi bulunmayan iki kavramdan birini diğeri yerine kullanmaya ad aktarması (mecaz-ı mürsel) denir. Ad aktarması, mecazın bir türüdür. Bu anlam olayında bir sözcük gerçek anlamı dışında kullanılmaktadır.

 

a) İç - dış ilişkisine dayalı aktarma:

  • Sobayı yak da biraz ısınalım.


b) Bütün - parça ilişkisine dayalı aktarma:

  • Uçak Antalya’ya indi.

c) Sanatçı - eser ilişkisine dayalı aktarma:

  • V. Hugo ‘yu okurken, Fransız tarihini de öğre-nirsiniz.

d) Yer - insan ilişkisine dayalı aktarma:

  • Maçtan sonra İstanbul sabaha dek uyumadı.

e) Yer - olay ilişkisine dayalı aktarma:

  • Erzurum, vatanın bölünmez bütünlüğünü vurguluyordu.

f) Yer - yönetim ilişkisine dayalı aktarma:

  • Bütün dünya gözlerini Ankara’ya çevirdi.

g) Yön - ülke ilişkisine dayalı aktarma:

  • Batı, Bosna’da uygarlık sınavını kaybetmiştir.

 

Örnekler:

  • "Ankara"yı, "hükümet" yerine kullanırken "hükümet"in bulunduğu yer ve hangi ülkenin hükümeti olduğuna dair bilgiyi de aktarmış oluruz. (Ankara tepkiliydi.)
  • "Cam" sözcüğünü "pencere" yerine kullanırken, "pencere"nin önemli bir bölümünü de belirtme (Camı kapa.)
  • "Ev" sözcüğünü, "aile" yerine kullanırken "aile"nin yerini belirtme (Eve sorayım.)
  • "Bardak" sözcüğünü, "su" yerine kullanırken "su"yun neyle içileceğini belirtmek (İki bar-dak içince rahatladı.)
  • "Sirkeci" sözcüğünü, "iskele" yerine kullanırken "hangi iskele" olduğu hakkında bilgi vermek (Vapur, Sirkeci'ye yanaştı.)
  • "Bereket" sözcüğünü "yağmur" yerine kullanırken "yağmur"un sonunda ne olacağı da belirtilmiş olur. (Bereket yağıyor.)
  • Kazanlar, kaynamaya başlamıştı. (Yemeğin nerde kaynadığı ek bilgisi)
  • Sobayı zar zor yaktık. (Odun, kömür ve gazın nerede yandığı)
  • Ayağını çıkarmadan girme içeri. (Ayağın neyin içinde olduğu)
  • Orhan Veli'yi severek okurum. (Şiirlerin kime ait olduğu)
  • Stadyum, kıyametleri kopardı. (Seyircilerin nerede bulunduğu)
  • Büroyu taşıdık geçen akşam. (Eşyaların nerede olduğu)
  • İki baş, bir yastık içindir. (İnsanın en önemli organı)
  • Genç kalemlere ihtiyacımız var. (Yazarların hangi aracı kullandığı)
  • İki raket, kıyasıya yarışıyor. (Sporcunun hangi aracı kullandığı)
  • İki daktilo alınacak. (Sekreterlerin hangi aracı kullandığı)

 

UYGULAMA: Aşağıdaki cümlelerde yer alan ad aktarmalarını bulunuz:

  • Eve haber ver, akşam gecikeceğim.
  • Semaver, fokur fokur kaynıyordu.
  • Yatmadan önce Özdemir Asaf’ı okuyacağım.
  • Vapur, Üsküdar yanaştı.
  • Kasaba, olayın nedenlerini anlatamıyor.
  • Doğu, fiyat artışlarından olumsuz etkileniyor.

7. Deyim Aktarması

Bir sözcüğün dile getirdiği kavramla bir başka kavram arasında çoğu kez benzetme yoluyla bir ilişki kurarak sözcüğü o kavrama aktarırız. Bu olaya deyim aktarması denir

Deyim aktarması, anlatımı güçlendirmek ya da duygu ve düşünceleri kısa yoldan anlatmak için başvurulan bir yöntemdir. Deyim aktarmasının dilimizde birkaç türü vardır:

a) İnsandan doğaya aktarma
b) Doğadan insana aktarma
c) Somutlaştırma
d) Duyular arası aktarma

a) İnsandan doğaya aktarma:

Örnekler: 

  • Dolabın gözünde hiçbir şey yok.
  • Hırçın denizin dalgaları sahili her zamankinden şiddetli dövüyordu.
  • Dağın eteğinde kuruldu köy.
  • Kel tepeler, kambur dağlar...
  • Kör bir istasyondu.

 

b) Doğadan insana aktarma: Deyim aktarmalarının bir türü de doğayla ilgili öğelerin insan için kullanılmasıdır. Her dilde görülen bu aktarmalar arasında hayvan adları, doğadaki nesnelerin niteliklerini yansıtan sıfatlar başta gelir.

Örnekler:

  • Aslanım, yaptığın bu iş doğru değil!
  • O tilkiye söyle, borcunu ödesin.
  • Senin kadar pişkinini de görmedim.
  • Paslanmış beyinlerle olmaz bu iş.
  • Kuru bir üslubu vardı.
  • Temelsiz bir sav bu.

 

c) Somutlaştırma: Soyut, anlatılması güç düşünce ve duyguların somut kavramlarla dile getirilmesi olayına so-mutlaştırma denir.

Örnekler:

  • Bu öğrencideki zekâ kimsede yok! (soyut kavram)
  • Bu öğrencideki kafa kimsede yok!  (somut kavram)
  • Bunları anlata anlatana usandım. (soyut kavram)
  • Bunları anlata anlata dilimde tüy bitti. (deyimle somutlaştırma)

 

d) Duyular arasında aktarma: Bu anlam olayında duyu organlarımızdan biriyle ilgili bir kavram, bir başka duyuyla ilgili kullanılır.

Örnekler:

  • Yangından sonra acı feryat yeri göğü inletti.
  • Bir tatlı bakış insanı kimi zaman mutlu etmeye yeter.
  • Acı bir çığlık işittik. (Tatma duyusundan işitmeye)
  • Soğuk davrandı bize. (Dokunma duyusundan kavramaya)
  • Yumuşak bir sesi var. (Dokunma duyusundan işitmeye)
  • Yanık bir türkü tutturdu. (Görme duyusundan işitmeye)

 

8. Değinmece (Kinaye)

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek biçimde kullanarak amacı üstü örtülü anlatmaya denir.

Örnekler:

  • Başkalarının kamburunu taşımaya niyetim yok.
  • Yalnız taş, duvar olmaz.
  • Herkes gün gelir, ektiğini biçer.
     

Diğer Anlam Olayları

1. Anlam Değişmesi

Bir sözcüğün anlattığı kavramlardan uzaklaşması, onunla ilgisi bulunan ya da hiçbir ilgisi bulunamayan kavramları yansıtır duruma gelmesine anlam değişmesi denir.

Örnekler: 

Sakınmak: düşünmek, üzerinde durmak yaslanmak, kederlenmek (Eski Türkçe)

Sakınmak: esirgemek, korumak (Günümüzde)

 

Yufka: ince, dayanıksız (Eski Türkçede)

Yufka: ince açılmış hamur (Günümüzde)


Anlam değişmeleri başlıca üç türde toplanabilir:

 

a. Anlam daralması: Bir sözcüğün zamanla kapsadığı anlamların bir bölümünü yitirmesine denir.

Örnekler: 

Oğul: kız ve erkek çocuk (Eski Türkçe)
Oğul: erkek evlat (Günümüzde)

Koyun: her türlü mal ve mülk(Eski Türkçe)
Koyun: küçükbaş hayvan (Günümüzde)

 

b. Anlam genişlemesi: Bir sözcük, temel anlam olarak bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü nesnenin bütününün, bütün türlerini anlatır duruma gelirse buna anlam genişlemesi denir.

 

Örnek: 

Ödül: güreşlerde verilen mükâfat (Eski Türkçe)
Ödül: yarışmalarda verilen mükâfat (Günümüzde)

 

c. Başka anlama geçiş: Bir sözcüğün eskiden taşıdığı anlamdan sıyrılarak bambaşka yeni bir kavramı yansıtmasına başka anlama geçiş denir.

 

Örnek: 

Ucuz: Kolay değersiz (Eski Türkçe)
Ucuz: Daha az parayla alınan (Günümüzde)

2. Anlam İyileşmesi (Güzel Adlandırma)

 

Bir sözcüğün eskisine göre daha iyi bir anlam taşır duruma gelmesidir.

 

Örnekler: 

 

Yavuz (yabız): Fena, kötü, perişan (Eski Türkçe)

Yavuz: Yaman, yiğit

Yavuz: İyi, güzel, iyi huylu, eli açık (Anadolu ağızlarında)

Verem: ince hastalık

Ölüm: gitmek ya da Hakkın rahmetine kavuşmak

Hela: yüznumara

Domuzlu: Denizli

Kokaryalı: Güzelyalı (İzmir)


3.Anlam Kötüleşmesi

Örnekler:

Canavar: canlı, hayvan (Eski dil)

Canavar: cana kıyan

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Rubainin diğer adına "terane" denir.
Pazartesi, 09/15/2014 04:00
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.