Paragrafta Konu

Konu, parçada üzerinde durulan kavramdır. Yazar parça boyunca bu kavramın çevresinde dönüp durur. Yazar parçada neden söz ediyorsa konu odur. Konu genelde bir iki sözcükten oluşur.  

Sınavlarda paragrafın konusuyla ilgili sorular aşağıdaki şekillerde yöneltilmektedir:

  • Bu paragrafta aşağıdakilerin hangisi üzerinde durulmaktadır?
  • Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?
  • Bu paragrafta aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?
  • Bu paragrafta aşağıdakilerin hangisi tartışılmaktadır?
     

Bir paragrafın konusunu bulabilmek için, yazıda, "Ne üzerinde duruluyor?", "Ne hakkında söz söyleniyor?" sorularına cevap verilmelidir. Bu sorulara vereceğimiz cevaplar bizi konunun saptanmasına götürür. 

Bir cümlede olduğu gibi, bir paragrafta da iki konu vardır: 

a) Genel konu

b) Sınırlandırılmış konu
 
a) Paragrafın Genel Konusu: Genellikle bir kavramla dile getirilen, açıklanmaya uygun olmayan konudur. Bu paragrafta neyin üzerinde durulacağının genel doğrultusunu verir. 

Örnek: Sanat, insanoğlunun yarattığı en yüce değerdir. Çünkü bir sentezdir. Bütün çağların, bütün çağlardaki insanların akıllarının yaratışıdır. Bundan dolayı etki gücü çoktur. Toplumları bir arada tutan güç olması bundandır. 

Bu parçanın genel konusu "sanat"tır. Ama yazar "sanat"ı, genel bir kavram olarak ele almamıştır. Konuya bir sınır getirmiştir. Zaten "sanat" kavramını genel olarak ele alsaydı o kadar çok şey anlatması gerekecekti ki... 

Genel konu örnekleri: 

  • Teknik
  • Edebiyat
  • Şiir
  • Özgürlük
  • Çağdaşlık
  • Türk edebiyatı
  • Tutarsızlık
  • Deneyim
  • Politika
  • İnsanlık...

Bu konularda bir paragraf ya da parça yazmak nerdeyse olanaksızdır. Bunlar bir yazının hammaddesi olabilir. Sadece genel doğrultuyu verebilir. 

b) Sınırlandırılmış Konu: Bir paragrafta işlenebilir olan, sınırları belirlenmiş konudur. Bir yazar, bu konuyu doğru saptamalı önce. Sınırlandırılmış konuyu saptarken yazar, bakış açısını da içeren bir cümle belirlemelidir.

Örneğin: Sanatçı, toplumun sözcüsü olmalı. Bu cümlenin genel konusu "sanatçı"dır. Bu cümleyi yüklemi "nedir" olan bir soruya çevirip yüklemini atarsak sınırlandırılmış konuyu bulmuş oluruz: "Sanatçının görevi" sınırlandırılmış konudur. Bir yazar, tüm paragraf ya da parça (metin) boyunca bu konunun dışına çıkamaz. 

Sınırlandırılmış konu örnekleri: 

  • Sanatçının var oluş nedeni
  • Sanatın etki gücü
  • Sanat ve özgürlük ilişkisi
  • Toplumun iyi yönetilmesinin yollan
  • Alışkanlıklardan vazgeçme yöntemleri
  • Bilim insanlarının özellikleri
  • Osmanlı Devleti'nin Duraklama Devri'nin dış siyaseti...
     

Örnekler: 

* Planlı çalışırsan başarılı olursun                 
Sın. Konu: Başarılı olmanın koşulu  


* Şiir insanı duvarlı yapmanın yoludur.
Sın. Konu: Şiirin işlevi 


* Korku insanca bir duygudur.
Sın. Konu: Korkunun niteliği 


* Osmanlı İmparatorluğu, iç isyanlardan dolayı ekonomik zorluklar yaşadı.
Sın. Konu: Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik zorluklar yaşama nedeni 


* Diken, battığı yerden çıkar. (Sorunlar, kaynaklandığı yerden çözülür.)
Sın. Konu: Sorunların çözüm yöntemi 

Bir paragrafın konusu, giriş cümlesinin konusunun genelleşmiş biçimidir. Bir paragrafın doğru oluşturulup oluşturulmadığını anlayabilmek için paragraf bittikten sonra konunun kontrol edilmesi gerekir. Paragrafta, önceden (giriş cümlesinde) belirlenmiş sınırlandırılmış konuya ters düşen cümle olup olmadığı araştırılır. Konu, tüm cümlelerle ilintiliyse o zaman paragraf doğru oluşturulmuştur. 

Örnek: Huzursuz bir toplum, baskıyla huzurlu hale getirilemez. Şiddet, daha büyük şiddetleri doğurur. Akıllı yöneticiler, şiddeti reddeder. Onun yerine toplumdaki huzursuzluğun nedenini araştırır ve onu ortadan kaldır. Böylece toplumun huzuru sağlanmış olur.

Par. Sın. Konusu: Bir toplumda huzursuzluğu giderme yolu 

Örnek: Bilim, özgür bir ortamda filizlenir. Ama bu sadece bir filizlenmedir. Büyüyüp gelişmesi, ekonomik koşullara bağlıdır. Bilimsel çalışmalara yeterince kaynak ayırmayan ülkelerde bilim filizi ya kurur ya da cılız kalır. Bu tutum, bir iyi niyetten öte gidemez.

1. cümlenin sın. Konusu: Bilimin gelişme koşulu (koşulları)

Paragrafın konusu: Bilimin gelişme koşulu'dur. Çünkü paragrafın tüm cümlelerini kapsayan bir konudur.

Örnek: Doğayı yenebilmek için, onun gücünün büyüklü-ğünü kabul etmek gerekir. Eğer bu kabul edilmezse, doğanın gücünün nerden geldiği bilinemez ve onun gücünü ortadan kaldırmak ya da gücünün yarattığı olumsuzlukları gidermek için önlemler alınamaz. Depremi, tayfunu, sel felaketini, erozyonu, tusunamiyi yenmek, doğanın bu güçlerini kabullenip tanımadan nasıl mümkün olabilir?

1. cümlenin sın. konusu: Doğayı yenebilmenin yolu

Paragrafın konusu: Doğayı yenebilmenin yolu'dur. Çünkü bu konu tüm paragrafı kapsıyor ve ana düşünceyle örtüşüyor. 


Paragrafın konusu anlatım yöntemleriyle de ilişkilidir. Açıklama tartışma ve betimleme paragraflarında ilk cümlenin konusunun genelleşmiş biçimidir ki yukarıdaki paragraflar buna örnektir. Şimdi özelliği olan kimi anlatım yöntemlerinde konunun nasıl bulunacağını ya da oluşturulacağını görelim: 


Karşılaştırma paragraflarının konusu: Karşılaştırma yöntemlerinde iki şeyden birinin üstün ya da farklı yanı ortaya konur. Bu nedenle de konu "A'nın B'den farklı ya da üstün yanı" diye belirtilir. 


Örnek: Gerçek sanatçılar, okunmak için toplumun hoşuna gitmeye çalışmaz. Tam tersine sarsar toplumu. Alıştığı, sevdiği, kendi çıkarına olan şeyleri sunmaz topluma. Alışmadıklarını, o güne değin hiç düşünmediklerini, nefret ettiklerini, kendinden başka herkesi düşünenleri anlatarak rahatsız eder okuyucusunu. Yepyeni şeyler sunar, ufkunu açar okurun; ama bu arada onu kızdırır. Yüzyıl sonrasının dünyasında neler olacak onu anlatmaya çalışır okurlarının. Yani bir Dostoyevski, bir Stendhal olur. Sanatçının sahtesi ise uyutur okurunu, rahatladır, gevşetir. Tabii sonra da silinir gider.

Paragrafın konusu: Gerçek sanatçıların sahte sanatçılardan farkı (üstün yanı) 


Benzetme paragraflarının konusu: Benzetme paragraflarında iki varlığın ortak özelliği anlatılır. Ancak bu varlıklardan biri, ortak özellik yönünden güçlü (benzetilen) diğeri (benzeyen) güçsüzdür. Amaç, güçsüzü, güçlüye yakıştırarak anlatmaktır. Bu paragraflarda konu; "A ile B'nin ortak özelliği" diye belirtilir. 


Örnek: Ayrıkotu, bakımlı bahçelerin düşmanıdır. Önce küçücük bir parçası düşer toprağa. Güneş altında kurur ve dikkati çekmez olur. Toprağa değdiği yerden kök salar derinlere. Bir gün bir yerden yemyeşil fışkırır. Bahçıvan bunu görür ve koparıp atar. O, on yerde birden fışkırır. Bahçe hapı yutmuştur artık. Kanser de böyle.

Paragrafın konusu: Kanser ile ayrıkotunun ortak özellikleri 


Betimleme paragraflarının konusu: Ele alınan yerin ya da kişilerin benzerlerinden ayrılan yanlarıyla ele alınmasıdır. 


Örnek: "Haliç’i mehtapta izleyenler bilirler. Haliç, mehtapta sihirli bir doğa parçasıdır. Suları, altın akan bir nehre benzer. Bir bakarsın kıyının birinde yangına dönüşür. Bir bakarsın, gümüş bir hançer olmuş. Köprüde balık tutanlar, bu gümüş hançeri ele geçirmeye çalışan masal yaratıklarıdır. Gözlerinize olan inancınız zayıflar, gönül gözüyle gördüğünüzü sanırsınız; çünkü gözlerinizi kapayınca bu görkemli manzara kaybolup gitmez. Renk ve şekil değiştirerek sürüp gider."

Paragrafın konusu: Haliç’in mehtaptaki görünüşü 


Örnek: "Bir yağmur, efendim, sormayın! Öyle bardaklardan, testilerden boşanırcasına değil; kazanlardan, sarnıçlardan boşanırcasına bir yağmur. Hızlı yağmasına bakıyorsunuz da "Eh, yaz yağmurudur, şimdi başlar, şimdi geçer!" diyorsunuz. O, sizin dediğiniz eski zaman yağmurları, bizim çocukluğumuzda yağardı, şimdikiler öyle değil, bir tutturdu mu, Allah vermesin! Dinmek nedir bilmiyor, geceli gündüzlü yağıyor."

Konu: Yağmur


Örnek: "Çirkindir kış, kısa günlüdür. Kışın günler o kadar kısadır ki gezip tozmaya bile vakit bulamazsınız. İnsanlar sevimsizdir. Gülmezler ve kışın hikâye anlatmazlar. Hele Kordonboyu'nda deniz hep çalkantılıdır. Lodos dalgalarla gelir, Kordon'a taşar. Yağmur yağar ve damlarda gözenekleri yemyeşil, tüyümsü kiremit otları biter. Yağmur yağar ve camlarda kışın ağlamaklı izleri kalır." 

Bu parçada yazar daha çok kış mevsimi üzerinde durmuştur. Parçada kışın çirkinlikleri anlatılmıştır. Ama kışın çirkinlikleri yazarın konuya bakış açısıyla ilgilidir. Konu ise "kış"tır. 


Örnek: "Dil, insanların düşünürlüğünden doğmuş; doğduktan sonra da düşüncelerin yaratıcısı olmuştur. Bilgilerimizi, öğrenimimizi, başkalarının düşüncelerini dil yoluyla elde ederiz. Kendi düşüncelerimiz de kafamızın içinde çalışan dilin yardımıyla oluşur, olgunlaşır. Sanki içimizden konuşarak, sessiz bir dil kullanarak düşünür, yeni yeni düşüncelere ulaşırız. Ulaştığımız yeni düşünceleri başkalarına ulaştırırız. Böylece, sürekli olarak düşünce dili, dil de düşünceyi geliştirir durur." 


Konu: Dil ve düşünce ilişkisi   

Örnek: "Folklorun varlığı, tarih ötesine gidecek kadar eskidir; bir bilim oluşu ise yüzyılı aşar. Önceleri, folklor, halk gelenekleri ile göreneklerinin, halk inanışlarının bilimi diye düşünülüyordu. Halk masalları, hikâyeleri, şiirleri, bir kelime ile halk edebiyatı da onun konuları arasında idi. Fakat geçen her gün folklorun uğraştığı alanları genişlettikçe genişletti; halk yaşamı ile ilgili her olay bir folklor maddesi haline geldi. Bunun için, folklorun konusunu kesin çizgilerle sınırlandırmak kolay değildir."

Konu: Folklorun sınırları  

 



 

Örnek Soru:

Şaşılacak bir durum karşısında şaşkınlığımızı, "Hayret!" ya da "Hayret doğrusu!" sözleriyle belirttiğimiz olur. Oysa son zamanlarda kimi kişiler bu ünlemi, "Hayret bir şey!" biçiminde söylüyorlar. Bu söyleyişteki anlatım bozukluğu "Hayret edilecek bir şey!" biçiminde düzeltilebilir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?

A)  Dil yanlışlarının çoğaldığı
B)  Dil yanlışlarını düzeltmenin önemi
C)  "Hayret" sözcüğünün yaygın olarak kullanıldığı
D)   Bir dil yanlışı ve bunun nasıl giderilebileceği
E)   Şaşılacak bir durumu anlatmak için değişik sözcükler kullanılabileceği

(1994/ÖSS)

Yanıt: D

 

Örnek Soru:

 Roman, insana gerçeklerin arkasındaki gizleri anlatma olanağı veriyor. İnsan günlük yaşamının sıkıntıları içinde geriye dönüp baktığında, birçok şeyin zihninden silinip gittiğini görüyor; ya da genel bir dağınıklığın içinde buluyor kendini. Yaşamın belirli bir anını yakalamakta güçlük çekiyor. Roman, bu dağınıklığı derleyip toparlıyor, insanın kaybolmasını engelliyor. Ayrıca insanlar birbirlerine karşı açık olamıyorlar. Roman insanların birbirinden gizlemek gereğini duydukları gerçekleri, önce yazarın kendisine, sonra da okura iletebiliyor.

Bu parçanın bütününde neden söz edilmektedir?

A)  İnsan zihninin güçsüzlüğünden
B)  İnsan ilişkilerinin sınırlılığından
C)  Yaşamı anlamanın zorluğundan
D)  Romanlarda sırların anlatıldığından
E)  Romanların sağladığı yararlardan

(1995/ÖYS)

Yanıt: E 


 

Örnek Soru:

İslamiyet'in kabulünden önce Türklerin, başka hiçbir toplumun etkisinde kalmamış bir dilleri ve edebiyatları vardı. Her ilkel edebiyatta olduğu gibi bu edebiyatta da şiirle büyü birlikte yürümekte ve dinsel törenler, önemli bir yer tutmaktaydı. Bunun yanı sıra ozan, baksı, şaman gibi adlarla anılan şairlerde olağanüstü güçler bulunduğuna inanılırdı. Çoğu ortak ve sözlü ürünlerden oluşan bu edebiyatın en önemli bölümünü destanlar oluşturmaktaydı.

Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?

A) Türk dilinin en eski ürünleri
B)  Eski Türk şiirinin özellikleri
C)  Eski Türklerde edebiyat
D)  Edebiyat ve dinsel törenler
E)  Türk toplumunda şairlerin yeri

(1994/ÖYS)

Yanıt: C

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında iç monolog tarzı yazılmış ilk roman Adalet Ağaoğlu'nun "Bir Düğün Gecesi" adlı eseridir.
Cuma, 08/01/2014 17:52
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.