Düşünceyi Geliştirme Yolları
Makale İçeriği
Düşünceyi Geliştirme Yolları
Tanımlama
Örneklendirme
Tanık Gösterme
Sayısal Verilerden Yararlanma
Karşılaştırma
Benzetme
Benzerlik
Genelleme
Tüm Sayfalar

Düşünce yazılarındaki paragraflarda yazarın giriş bölümünde bir düşünceyi öne sürdüğünü, gelişme bölümünde de bu düşünceyi destekleyip ispatladığını söylemistik. İşte giriş bölümündeki fikrin gelişme bölümünde ispatlanabilmesi, inandırıcı hale gelmesi için bazı yollara başvurulur. Biz bu yollara düşünceyi geliştirme yolları diyoruz.

Düşünce çok çeşitli yollarla geliştirilip inandırıcı hale getirilebilir: tanımlama, örnekleme, tanık gösterme, karşılattırma, benzetme, alıntı yapma, sayısal verilerden yararlanma gibi.


Anlatım tekniklerine giriş yaparken düşünceyi geliştirme yolları ve anlatım tekniklerinin birbirine karıştırıldığını ama karıştırılmaması gerektiğini söylemiştik. Tekrar edelim. Anlatım teknikleri yazarın yazısını yazarken izlediği dört tane yola denir. Bunlar: açıklama, tartışma, öyküleme, betimlemedir. Düşünceyi geliştirme yolları ise yazarın herhangi bir anlatım tekniğine göre yazdığı yazıdaki fikrini desteklemek için yani düşünceyi geliştirmek için izlediği yollara denir.


Tanımlama

Tanım, "Falanca nedir?" sorusunun cevabıdır. Örneğin, Buffalo, vahşi Amerika'da yaşayan bir yaban öküzüdür, cümlesi bir tanım cümlesidir. Çünkü bu cümle "Buffalo nedir?" sorusunun cevabıdır.

Yazarlar yazılarında anlatmak istedikleri kavramları daha belirgin hale getirebilmek için tanım cümleleri kullanırlar. Bir paragrafta tanım cümlesi kullanılmışsa o parçada tanımlama yapılmış demektir.

Tekrarlayalım: Yazarın tanımlama yapmaktaki amacı, söz konusu kavramı belirginleştirmektir.

Tanım cümleleri, açıklama, yorum, haber ve yargı cümlesi gibi cümlelerle karıştırılmamalıdır. Aşağıdaki, anlamına göre çeşitli cümleleri inceleyelim.

"Sanat yapıtlarının iyi ve kötü yönlerini anlatan kitaplara eleştiri denir." cümlesi bir tanım cümlesidir. Çünkü bu cümle. Eleştiri nedir? sorusunun cevabıdır.

"Bu şiirin dilinin sade olmasının sebeplerinden birisi de şairin halkla iç içe yaşamasıdır." cümlesi açıklama cümlesidir. Çünkü yazar bizim bilmediğimiz konularda bizi aydınlatıyor bize bilgi veriyor.

"Yazarın şiirlerini kısa tutmasının sebebi, bence, okuyucuyu sıkmak istememesidir." cümlesi bir yorum cümlesidir. Çünkü yazar bir durum üzerinde kendi düşüncelerini söylemiş, kişisel görüş bildirmiştir.

"Geçen yıl bu zamanlar sizi ziyarete gelmiştim." cümlesi bir haber cümlesidir. Çünkü bir olayı haber kipleriyle yani zaman bildiren kiplerle bir zamana bağlayarak anlatmış.

"Yazınsal türler içinde en çok okunan öyküdür." cümlesi bir yargı cümlesidir. Çünkü bu cümlede bir karar, bir hüküm, bir sonuca ulaşma var.

Tanım Çeşitleri:

a) Nesnel Tanım: Herkes için aynı olan, varlığın özelliklerini yansıtan tanımlardır. Bu tanımlar, gerekli olan her şeyi kapsar; gereksizleri de dışlar. Osmanlı'nın: "Bir tarif, efradını cami, ayarına mani olmalıdır." tanımı, nesnel tanımdır.

Örnekler:

  • Gözlük, görmeyi kolaylaştıran araçtır.
  • Taşıt, varlıkları bir yerden bir yere ulaştıran araçtır.
  • Kalem, yazmaya yarayan araçtır.
  • Ev, insan barınağıdır.


b) Öznel Tanım: Herkes için farklı olan, öznenin bakışını yansıtan tanımlardır.

Örnekler:

  • Şiir, duyguları dile getirmenin aracıdır.
  • Sanat, gerçeği yansıtan araçtır. (Stendhal)
  • Aşk, dünyayı biriyle paylaşmaktır.
  • Mutluluk, tatlı bir gülüş, sıcak bir temastır.


c) Algoritma (kaba) Tanım: Nesnel tanımlara benzeyen; eksiği ya da fazlası olan tanımlardır, "denir" le biten tanımlar, eksiği ya da fazlası olan tanımlardır.

Örnekler:

  • İnsan, düşünebilen varlıktır. (Düşünemeyenler!)
  • Yazmaya yarayan araca "kalem" denir. (Tebeşir, fırça...?)
  • Taşıt, insanı bir yerden bir yere ulaştıran araçtır. (Yalnız insanı mı?)
  • Görmeyi kolaylaştıran araca "gözlük" denir. (Lens, büyüteç, mikroskop...?)
  • Zekâ; ayva, nar, portakal gibi geç renk ve koku kazanan bir sonbahar ürünüdür. (Ya erken olgunlaşanlar?)

 

Örnek: Tiyatro, gerçeği bire bir yansıtan bir aynadır. İnsanoğlunun yarattığı tüm güzellikler ve çirkinlikleri sergilemenin en etkili yoludur. Tiyatro, seyirciye "Bak bunlardan sen sorumlusun." demenin sanatlı söylenişidir. Bu nedenle tiyatro, insanın kendine çeki düzen vermesini sağlayan bir uyarı mesajıdır.

Konu: Tiyatronun işlevi

Yard. düşünce: Yaratılan her şeyi sergilemeli. Seyirciye sen sorumlusun demeli.

Ana düşünce: Tiyatro, insanın kendine çeki dü-zen vermesini sağlar.

İlk cümle: Konuyu

Son cümle: Ana düşünceyi veriyor.

Tüm cümleler tanım cümlesi olduğundan anlatım yöntemi "tanımlama"dır.

 

Tanım cümlesini biraz daha iyi anladık ve diğer cümlelerle farkını seçebildik sanırım. Aşağıdaki parçada düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama yapılmıştır. Parçayı okurken tanım cümlelerine dikkat edelim.


 

Örnek: İyi bir yazıda canlılık, özlülük ve denge gibi nitelikler bulunmalıdır. Canlılık, anlatımın hareketli olması, konunun gözler önüne serilmişçesine özellik taşımasıdır. Özlülük, söz ve yazının az söz-cük ile isteneni verebilmesidir. Denge ise yazının ya da sözün tümündeki öğelerin, ana fikrin çevresinde orantılı olarak bulunmasıdır.

Okuduğunuzda gördünüz ki yazar bu parçada canlılık, özlülük ve denge kavramlarını tanımlamıştır. Bir başka deyişle bu parçada canlılık nedir? özlülük nedir? Denge nedir? sorularının cevabını buluyorsunuz. Öyleyse bu parçada tanımlama yapılmıştır diyebiliriz.

 

Örnek: İsim varlıkları tanıtmak için kullanılan sözcüktür. Varlıkları birbirinden ayırmak için verilmiş olanına da özel isim denir. Cins ismi ise aynı türden varlıkların hepsinin ortak adıdır, isimlerin madde halinde olmayan ve varlığın ancak akılla tasarlanıp kabul edilen şeylere verilenine de soyut isim denir.

Okuduğunuz parçada da isim, özel isim, cins ismi, soyut isim gibi kavramların tanımlamaları yapılmış. Demek bu parçada tanımlamaya yer verilmiştir.

Tanımlamanın gerçekleşebilmesi için paragrafın birçok cümlesinin tanım cümlesi olması gerekmez. Parçada bir cümlenin tanım cümlesi olması o parçada tanımlamanın var olmasına yeter sebeptir. Aşağıdaki parçada sadece bir cümlenin tanım cümlesi olmasına rağmen parça için, tanımlamaya yer verilmiştir diyebiliriz.

 

Örnek: Bir olay, bir eşya bir manzara ya da bir kimsenin içinde bulunduğu durum karşısında duygulanırız. Duygulandığımızı yer yer söyleriz ama duygu üzerine bir söz söylememiz istense lafın iki ucunu bir araya getiremeyiz nedense. Oysa bir insanın, eylemlerinin ve fikirlerinin dışında kalan bilinçlenmiş duyumlarına duygu denir. Bu duygular; sevinç, keder, heyacan gibi sözcüklerle adlandırılabilir. Örneğin, özlemini çektiğiniz uzaktaki bir yakınınızın ansızın gelmesine sevinir, bir ölüm ya da ayrılıkla üzülür, bir sınav sırasında heyecanlanırız. Bunların hepsi duyguya örnek verilebilir.

Okuduğunuz parçada... bir insanın, eylemlerinin ve fikirlerinin dışında kalan bilinçlenmiş duyumlarına duygu denir, cümlesinde tanımlamaya yer verilmiştir. Bu cümle duygu nedir? sorusunun cevabı niteliğindedir.

Örneklendirme

Yazarın, soyut düşüncesini somutlaştırma, düşüncesini görünür hale getirme, inandırıcı kılma için başvurduğu yollardan biri de örneklendirmedir. Örneklendirme, parçada işlenen konuyla ilgili örnek vermeye denir. Örneklendirme tabiri yerine örnekleme de kullanılabilir.

Yazar örneklemeyi düşüncesine kanıt getirmek için kullanır. Hakkında örnekler verilen bir düşünce daha inandırıcı hale gelir. Yazar savunduğu düşünceye böylece herkesin kabul edebileceği bir boyut verir.

Örneklendirme yöntemi, bizim yazınımızda çok yaygın bir yöntemdir. İster bilimsel bilgi aktarımında ister en basitinden en karmaşığına kadar bir görüşü doğrulamakta hep ona başvurulur. Somutlamayınca iyi anlamayan ve anlatamayan insanlara dönmüşüz nerdeyse.

 

Örnek: Bilim insanları, tüm insanlığın mutluluğu için çalışırlar. Gerektiğinde bu uğurda canlarını bile verirler. Bundan dolayı da tüm insanlığın ortak bireyi sayılırlar. Pastör, tüm insanlığın belası olan kuduz hastalığını yok edebilmek için aylarca kuduz köpekler arasında dolaşmış, onların salyalarını toplayıp kuduz aşısını bulmuştur. Şimdi bir Fransız için Pastör adı neyi ifade ediyorsa bir Türk, bir Alman ve bir Senegalli için aynı şeyi ifade ediyor.


Bu parçanın genel konusu: "bilim insanları" dır.

Sınırlandırılmış konusu: Bilim insanlarının özel-likleri

Ana düşünce: Bilim insanları tüm insanlığın ortak bireyi sayılır.

Örneğin konusu: Pastör'ün özellikleri. Pastör, özel bir konudur. Bilim insanlarının tüm özellikleriyle bire bir örtüşür.

 

Örnek: İnsanlık, uluslar, kabileler, obalar, aşiretlerden oluşur. Bunlar, güneyden kuzeye, doğudan, batıya birbirinden ne kadar uzakta bulunurlarsa bulunsunlar yine de kültürel ilişki içindedirler. Toroslar'da doğan bir boğa kültü (simgesi) önce Mezopotamya’ya geçmiş, sonra Asur ve Akad'da boy göstermiş; Akdeniz'e yayılıp Günep Amerika'da soluğu almıştır.

Paragrafın konusu: İnsanlığın nasıl oluştuğu ve birbiriyle ilişkisi

Paragrafın ana düşüncesi: İnsanlık birbirinden ne kadar uzakta olursa olsun kültürel ilişki içindedir.

Örnek bölümünün anlatım yöntemi çok farklı olabilir: Açıklama, karşılaştırma, özlü söz.

 

Örnek: Kimi atasözleri bir deneyimin, kimileri ise akıl yürütmenin ürünüdür. Halkımızın en çok hoşlandığı sözler; bir gözlem ve deneyimin ürünü olanlardır. Bunlarda doğa varlıkları simgeleştirilmiştir. Atasözlerinde olduğu gibi özdeyişlerde de böyledir bu. Rauchefoucault'un: " Cins kuş yakalanınca çırpınmaz." sözü gibi.

Bu paragrafın örneği özdeyiştir. Parçanın ana düşüncesi yine örnekten önceki cümledir.

Paragrafın konusu: Halkın en çok beğendiği atasözleri ve özdeyişlerin özelliği

Paragrafın ana düşüncesi: Halkın en çok sevdiği atasözleri ile özdeyişler, içinde doğa varlıklarının simge olarak kullanıldığı sözlerdir.

 

Örnek: Şiirin gerçeği düzyazıya çevrilemez. Namık Kemal'in tüm şiirlerini düzyazıya çevirebilirsiniz. Değerlerinden hiçbir şey yitirmez. Oysa Ahmet Haşim'in bir tek dizesini bile düzyazıya çeviremezsiniz. Çevirmeye kalktınız mı şiir kayboluverir.

 

Paragrafın konusu: Gerçek şiirin özelliği

Paragrafın ana düş: Şiirin gerçeği düzyazıya çevrilemez.

 

Örnek: Bir sözcüğün yansıttığı kavram, genel anlam olarak aynı kalsa da sözcüğün insan zihninde uyandırdıkları: toplumlara, yaşanan çevreye göre değişir: Ekmek gibi...


Paragrafın anlatım yöntemi örneklendirmedir. Yazar, "ekmek gibi" deyip sözü kesmiş. Ancak isteseydi daha açık yazabilir ve büyük olasılıkla şunları söyleyecekti: Ekmek, bütün insanlar için temel besin maddesidir. Her ulusun, her bireyin zihnindeki genel tasarım bu olur. Ancak iş resim yapmaya gelince her ulusun, her yörenin ekmek resmi başkadır.


Örnek: Aşağıdaki parçayı okurken örneklendirmenin nerede yapıldığına, örneğin hangi düşünceyi desteklemek amacıyla verildiğine dikkat edelim.

Buğra'nın öykü kahramanları gösterişsizdir. Onlar toplumsal yaşamda orta ayarda bir yerin insanıdır. Korkar, zorlanır, kaçar, sever, sevilirler. Havuçlu Pilav Meselesi'ndeki kahramanı bir düşünün. Kendi duygu düzeyinde olmayan eşi bunu bir güzel haşlıyor. Perişan bir durumda akşamı ediyor bizimkisi, işte bu kahraman halktan biridir. Yani toplumun bir parçası. Yani her gün gördüğünüz insanlardan birisi. Belki de sizsiniz o.

Bu parçada yazarın düşüncesi, Buğra'nın kahramanlarının orta düzeyde insanlar olduklarıdır. Yazar bu görüşü desteklemek, inandırıcı hale getirmek için Buğra'nın öykülerinden biri olan Havuçlu Pilav Meselesi'nden örnek vermiş. Böylelikle düşüncesini geliştirmiş, daha inanılır hale getirmiş.


 

Örnek: Aşağıdaki parçada yazar, düşüncesini daha inandırıcı kılmak için örneklendirme yöntemini kullanmıştır. Yazarın düşüncesinin ne olduğunu ve bu yolda hangi örneği verdiğini bulalım.

Şiirin herkesi etkileyen öyle bir dili vardır ki bu dilin gücüne kimse yetişemez. Yolculuğumda şaşakaldığım bir olay yaşadım. Niğde’ye yaklaşıyorduk. Yanımda oturan bir Niğdeli, şehrin eteğini saran ağaç kümeleri arasında pek iyi seçemediğim bir noktayı gösterdi: "Faruk Nafiz'in hanı" dedi. Giyinişinden anlaşıldığına göre bu bir esnaf veya işçiydi. Böyle olmakla birlikte Han Duvarları'nı ve şairini biliyordu. Daha garibi, trende ilk gördüğü yabancının bir şiiri, şiirde anlatılan hanı ve Faruk Nafiz'i tanımamasını kabul etmiyor, ateş ve su gibi herkesçe bilinen şeylerden söz eder gibi iki sözcükle bana maksadını anlatıyordu. İyi yazılmış bir şiir koskoca bir hanı, kapısındaki mermer tapu senedine rağmen, asıl sahibinin elinden alıyor, Faruk Nafiz'e veriyordu.

Okuduğumuz parçada yazarın görüşü şiirin çok güçlü bir dilinin olduğudur. Bu düşünceyi inandırıcı kılmak için Niğde'de yaşadığı bir olayı örnek olarak veriyor. Demek bu parçada örneklendirme yapılmıştır.

Bu parçada gelişme bölümünü oluşturan örneğin öyküleme türünde olduğuna dikkat ediniz. Bu durum, parçada örneklendirmenin olmadığı anlamına gelmez. Çünkü örneklendirme bir düşünceyi geliştirme yolu iken öyküleme bir anlatım tekniğidir. Yani öyküleme, paragrafın genelinde görülür. Böylelikle bu parçadaki örneğin, bir anlatım tekniği olan öyküleme ile karıştırılmaması gerekir

 

Örnek: Aşağıdaki parçada örneklendirme yapılmıştır, önceki örneklerden daha gizli olduğu için bu parçayı daha dikkatli okuyup örneklendirmenin nerede yapıldığını bulmaya çalışalım.

Özdemir Nutku, başta tiyatro olmak üzere kültür ve sanat yaşamımızın en üretken ve çok yönlü adlarından biridir. Makaleleri, eleştirileri, denemeleri oyunları, çevirileri, şiir ve çocuk kitapları ile tiyatronun eğitimden uygulamaya kurumlaşması için gösterdiği çaba, onun çok yönlülüğünü belirtir. Özellikle son yıllarda yoğunlaşan bu çalışmaların birçoğu değişik kurumlar tarafından ödüllendirilse de Nutku'nun üretken yanını gerçek anlamda karşılayamıyor. Çalışmalarında yalnızca içeriğiyle değil ilgilendiği alanlara bakma biçimiyle de yeni kapılar açıyor bize.

Yukarıdaki parçada ilk cümlede Özdemir Nutku'nun çok yönlü bir insan olduğu belirtilmiş. Bu görüşü ispatlamak için de onun, makale, eleştiri, deneme, oyun, çeviri, şiir, çocuk kitabı türlerinde yazması ve tiyatroya verdiği emek örnek verilmiştir. Böylelikle Nutku'nun çok yönlü bir insan olduğu görüşü desteklenmiştir. Yani yazar, düşüncesini inandırıcı kılmak için örneklendirmeye başvurmuştur.

 

Örnek: "Okulların açılmasıyla İstanbul'da trafik, iyice içinden çıkılmaz hale geldi. Dün sabah, yaklaşık bir kilometrelik bir yol olan Aksaray-Unkapanı arasını yarım saatte geçebildik.

 

Örnek: "...Bazı büyük eserler adeta iki katlı gibidir. Üst kat, yani yüzeydeki kat her okurun anlayacağı cinstendir. Eserin asıl büyüklüğünü, yani alt katın anlamını ise herkes kolay kolay kavrayamaz. "Hamlet "i ele alalım: Hamlet, psikolojik bakımdan dünya edebiyatının en kompleks, en çapraşık karakterlerinden biridir. Eser, yoğun bir şiir ve düşünceyle yüklüdür. İncelenmesi, anlaşılması güç bir eserdir. Ama bizim ülkemizde de, dünyanın her yerinde de Hamlet ne zaman oynansa, herkes tiyatroya taşınır. Çünkü Hamlet'in gizli alt katı okumuşları ne kadar sarıyorsa, kolayca göz önüne serilen üst katı da, en bilgisiz insanları aynı şekilde ilgilendirebiliyor."

Örnek Soru:

"Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Burada kerpiç bir duvardan İyonya tarzında bir sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma konsülünün şehre gelişini kutlayan bir taş görünür. Ahi Şerafettin'in türbesini, asırlardır Greko Romen aslanları bekler. Bu yüzden Aslanhane adını alan caminin mihrabında Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında dolanır."

Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerden hangisine özellikle başvurmuştur?

A)    Örneklemelere ağırlık verme
B)    Öyküleyici anlatım yolunu seçme
C)    Konuyu tartışma içinde sunma
D)   Okurun hayal gücüne dayanma
E)    Kanılarını öne çıkarma
(1982/ÖYS)

Yanıt:


Tanık Gösterme

Yazar düşüncesini daha inandırıcı kılmak için kendisiyle aynı fikre sahip bir bilirkişinin sözlerine başvurur. Böylece o konuda kendisinden daha yetkili olan söz konusu kişinin de kendi fikrinde olduğunu okuyucuya anlatmak ister. Böylelikle kendi düşüncesinin haklılığını gösterir.

Tanık, gerçeği gören ve yaşayan kişidir. Bu anlamıyla bu yöntemde pek işimize yaramaz bu kavram. Tanık, sözcüğünün yan anlamı, birinden yana olan ve onu doğrulayıp destekleyendir. Mahkemelerdeki davalı ve davacı tanıkları gibi

Tanık gösterme, bir görüşü doğrulamak amacıyla başkasının (o alanda sözü geçen, uzman olan) sö-zünden yararlanma yöntemidir. Bu yöntem, bir görüşü doğrulama yöntemlerinin en yaygın olanıdır. En kültürlüsünden en sıradanına kadar tüm insanlarca kullanılır. Sıradan insanların dilindeki atasözleri ile "Annem derdi ki, babam derdi ki..." gibi söylemler bu yöntemin ürünleridir. Kültürlü insanlar ise konuşmalarında: "Shakespeare, Balzac, Zola, Einstein, Atatürk... der ki" diye özdeyiş aktarırlar ve bu büyük insanların söz ve düşünce gücünden yararlanırlar.

Tanık göstermede ana düşünce aktarılan söz, yani tanık sözüdür. Bu paragraflarda iki ana düşünce cümlesi vardır: biri yazarın sözü, diğeri tanığın sözü.

 

Tanık gösterilen kişinin kendi alanında uzman olması ve herkesçe tanınması inandırıcılığı artırır. Atasözleri ve özdeyişler herkesçe bilinen sözler olduğundan inandırıcılığı yüksek olan sözlerdir.


Örnek: Çocuğunuz bilim insanı mı olsun istiyorsunuz; o halde ona önce edebiyatı sevdirin. Bilim insanının amacı insanların yaşamını kolaylaştırmak; dünyayı daha güzel, daha yaşanası hale getirmektir. Bu amaca ulaşmak için insanları sevmek; onların acılarını ve sevinçlerini yüreğimizde duyumsamak gerekir. Balzac: "Bilim insanı olmak için, insanları sevmek, dolayısıyla edebiyatsever olmak gerekir." diyor.

Konu: Bilim insanı olmanın yolu

Ana düş: Bilim insanı olmak için insanları ve edebiyatı sevmek gerekir.

 

Örnek: Her işi yapmanın uygun bir zamanı vardır. Zaman koşullar demektir. Yani koşulların uygun olmadığı bir zamanda yapılan iş ya iyi sonuçlar vermez; ya da gereksiz zaman ve emek kaybına yol açar. Atalarımız: "Demir tavında dövülür" demiyor mu?  

Konu: Bir işi yapmanın koşulu

Ana düş: Bir işi yapmak için koşulların (zamanın) uygun olması gerekir.

Örnek: Sinemadan çıkan bir dostumuza: "Film güzel miydi?" deriz. Resim sergisinden çıkana, bir kitabı okuyana, bir tiyatroyu izleyene, bir konser izleyicisine hep aynı soruyu sorarız: "Güzel miydi?" İşte sanatın ne olduğunu, sanatın temel ilkesini belirleyen sihirli sözcük: "güzellik". Dostoyevski: "Sanat, güzelliktir" diyor.

Konu: Sanatın ne olduğu

Ana düş: Sanat güzelliktir.


Örnek: Aşağıdaki parçada yazarın tanık gösterme yolunu nasıl kullandığına dikkat edelim.

"Susuzluk" şiirini herkesin yüksek sesle bir defa daha okumasını öneriyorum. Bu şiirde kendinizin olduğunu, kendinizi bulacağınızı eminim göreceksiniz. Belki de bu şiiri şair yazmasaydı siz yazacaktınız. Şair ne yazık ki Susuzluk'u benden önce yazmış, diyeceksiniz. Akbal'ın dediği gibi: "Susuzlukla susadığınız hisleri buluyorsunuz. Yıllardır ulaşamadığınız ama sizin olan hisleri."

Yazar Susuzluk şiirinin içten ve başarılı bir şiir olduğunu anlatmak istiyor. Bunu inandırıcı kılmak için Akbal'ın da kendi fikrinde olduğunu bildiriyor, yani Akbal'ı tanık gösteriyor.

Tanık göstermede mutlaka başka birisinin sözünü doğrudan veya dolaylı aktarmak gerekmez. Yazar söz konusu bilirkişinin de kendi fikrinde olduğunu söylese yeter.


Örnek: Aşağıdaki örnek parçada yazar tanık göstermeyi fikrine sırtını yasladığı bilirkişinin sözünü aktarmadan sadece adını anarak gerçekleştirmiştir.

Şairlerin şiirleriyle yaşamaları arasında sıkı bir ilişki olduğu birçok kimse tarafından kabul edilen bir görüştür. Ben de buna inananlardanım. Eleştirmenler çoğunlukla şiirde anlatılanla şairin yaşam öyküsü arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışırlar. Onlara göre şiirdeki bir sözcük bile şairin yaşamındaki kara bir kesitin yansıması olabilir. Mehmet Kaplan da bu görüştedir. Hatta o, şairin çocukluk dönemine kadar inmeyi bile dener.

Bu parçada gördük ki yazar tanık gösterdi ama söz aktarmadı.

Tanık gösterme ile örneklendirme her zaman karıştırılır. Hâlbuki konu iyi öğrenilmişse karıştırmak için hiçbir sebep kalmaz. Onun için benzer iki örnek üzerinde biraz çalışma yapalım.

Örnek: Aşağıdaki parçada tanık gösterme değil örneklendirme kullanılmıştır.

Şairlerin ilk yayımlanan şiirlerinin, onların gelecekte kastedecekleri yol üzerine bir fikir verdiğini düşünürüm. Söz gelimi Cemal Süreyya'nın ilk yayımlanmış şiiri olan Şarkısı Beyaz'a bakalım. Altı dörtlük ve otuz altı mısradan oluşan bu şiirde şairin yaşamı boyunca yazacağı şiirlere göndermeler vardır.

Okuduğunuz parçada yazarın görüşü şairlerin ilk şiirlerinin, ilerideki şiirleri üzerine fikir yürütülebilecek nitelikte olduğudur. Yazar bu fikri desteklemek için Cemal Süreyya'nın ilk şiirini örnek veriyor. Böylece fikrini daha inandırıcı kılıyor.

Örnek: Aşağıdaki parça bir öncekine benzese de burada tanık gösterme kullanılmıştır. Dikkatlice okuyalım.

Şairlerin ilk yayımlanan şiirlerinin onların gelecekte kat edecekleri yol üzerine bir fikir verdiğini düşünürüm. Ece Ayhan, Cemal Süreyya incelemelerinin birinde şöyle der: "Süreyya'da olduğu gibi diğer şairlerde de ilk şiir, şiir yolunun ilk basamağıdır. Merdivenlerin basamaklarının birbirini hatırlattığı gibi ilk şiirler de sonrakilerin bir örneğidir.”


Okuduğunuz parçada da yazarın görüşü bir önceki parçada olduğu gibi şairlerin ilk şiirlerinin ilerideki şiirleri üzerine fikir yürütülebilecek nitelikte olduğudur. Yazar bu görüşü desteklemek için Ece Ayhan'ın sözlerine sırtını yaslıyor ve kendi düşüncesini inandırıcı kılıyor. Çünkü Ece Ayhan edebiyat incelemeleri dalında ünlü bir isimdir. Yani bir bilirkişidir.

Örnek: "Denemeci, bizim önümüze kendi beğenilerini, kendi kinlerini, kendi inançlarını, şeftaliden tutun da külbastıya kadar sevdiği meyveleri, yemekleri ortaya döken kişidir. Bu iç dökmelerde hiçbir şey bayağı, hiçbir şey gülünç görünmez. Denemecinin önemli özelliklerinden biri açık yürekli oluşudur. Suut Kemal Yetkin "Deneme, makale gibi belli bir fikri kesin bir sonuca bağlamaz; bir öğretinin boyunduruğu altında solumaz." der. Deneme yazarı kendini alabildiğine özgür hisseder, onun bir düşünceyi kanıtlama endişesi yoktur.

 

Örnek Soru:

"Andre Gide bir yazısında şöyle der: 'Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır.' Bu söze katılıyorum. Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar, ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir."

Bu parçada yazarın, Andre Gide'den bir alıntı yapmış olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?

A) Anlatıma akıcılık kazandırma
B) Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma
C) Okuyucunun ilgisini çekme
D) Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliştirme
E) Yaşamla sanat eseri arasındaki ilişkiyi kanıtlama
(1981/ÖYS)

Yanıt:

Örnek Soru:

Çalışmalarımız sonuç verdi. Neler mi oldu? Ot bitmeyen bozkırlar, ipek gibi yumuşak topraklı ovalara dönüştü. Tarlalar, arı kovanları gibi uğuldamaya başladı. Toprağın derinliklerinde uyuyan sular yeryüzüne çıkarıldı. Kova kova süt veren inekler, kovan kovan bal veren arılar yetiştirildi. Sofraları, el ele verilerek üretilen yiyecekler süsledi.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A)    Benzetme sanatından yararlanma
B)    Öykülemeye başvurma
C)    Yinelemelere yer verme
D)    Betimleme yapma
E)    Tanık gösterme
(2003)

Yanıt:

 


Sayısal Verilerden Yararlanma

Yazar düşüncesini inandırıcı hale getirmek için sayısal verilerden de yararlanabilir. Böylece dü-şüncesi¬ni bilimsel bir temele bağlar.

Bilim yazılarında ve makalelerde başvurulan anlatım yöntemidir. Amaç bir görüşü kanıtlamaktır. Başka bir deyişle, bir görüşü kanıtlamak amacıyla belgelerden yararlanma yöntemidir.

Belgeler, herkesçe kabul edilir nitelikte yani nesnel olmak zorundadır ve kaynağı belli olmalıdır: bilimin yasaları, tarihi kalıtlar ve istatistikler gibi.

 

Örnek: Yüksek enflasyon hızlı kalkınmanın bedelidir. 1980 öncesinde kalkınma hızı % 2 enflasyon % 20; 1980 sonrasında kalkınma hızı % 7; enflasyon % 70'tir.


Konu: Yüksek enflasyonun nedeni

Ana düş: Yüksek enflasyon hızlı kalkınmanın sonucudur.

Örnek: Osmanlı devleti, ilk toprak kaybına 17.yy'ın sonunda uğramıştır. O güne değin hep toprak kazanan imparatorluk, ilk olarak 17.yy sonunda toprak yitirmiştir. Bkz. Karlofça Antlaşması 1699.Kurtuluş Savaşı, silah üstünlüğüyle değil, savaş taktiklerinin doğru belirlenmesiyle kazanılmıştır. 1. İnönü Savaşında Türk Ordusu ile Yunan Ordusunun silah durumu, 2. İnönü, Sakarya Savaşlarında iki ordunun silah durumu belgelerle belirtilmiştir.

 

Örnek: Örneğin aşağıdaki örnek parçada yazar, bir kişinin sözünü veya adını anma yerine sayısal verilerden yararlanmıştır.

Eleştirmenlerimizin eleştiriyi yan meslek olarak algılamaları bilinen bir gerçek ama işin korkutucu boyutu birçok kimsenin ilgisini çekmiyor. Eleştirmenlerimizin yüzde 83'ünün ekmeğini kazandığı mesleği eleştirmenlikle ilgisiz: yüzde 33'ü ticaretle uğraşıyor, yüzde 10'u tekstilci, yüzde 40'ı doktor, çok az bir kısmı da yazar, işin en ürkütücü yönü, aydınlarımızın yüzde 72'sinin, eleştirmenlerin eleştiri dışında işler yapmalarını oldukça doğal karşılamaları. Sanki bu durum eleştiriyi olumsuz yönde etkilemezmiş gibi.

Şunu da bilmemiz gerekir ki sayısal verilerden yararlanmaya bilimsel verilerden yararlanma adı da verilebilmektedir.


Karşılaştırma

Birden çok nesne, kavram, durum arasındaki benzerliklerin ve karşıtlıkların sıralanmasına karşılaştırma denir. Yazar, anlatmak istediği fikre ulaşmak için bu yolu dener, düşüncesini geliştirir. Böylece anlatmak istediği düşünceye ulaşır. Karşılaştırma yapılan bir parçada ne var ki, buna karşılık, oysa, ise gibi karşılaştırma sözleri çokça görülür.

Bu anlatım yöntemi, inandırıcılıkta tartışmadan daha etkilidir. Tartışmada mutlak bir red vardır, oysa yaşam, siyah-beyaz karşıtlığını reddeder. Grilikler, daha çok yakışır yaşama. O nedenle karşılaştırma yöntemi, karşımızdakini üzmeden bir görüşü benimsetmede etkileyici olur. Karşılaştırma yönteminde benzerlikler önemli değildir. Zaten amaç, benzeyen yönleri değil; farklılığı ortaya koymaktır.

Örnek: Mevlana ile Yunus Emre, iki büyük ozanımızdır. İkisi de çağları aşıp gelmiştir. Biri resmi okullarda aydınların desteğiyle, diğeri kendiliğinden. Halkın arasından güldür güldür akan bir ırmak gibi.

Konu: Yunus’un Mevlana'dan üstün yanı

Ana düş: Yunus'un üstün yapan hiçbir desteğe gereksinim duymadan çağları aşmasıdır.

 

Örnek: Reşat Nuri ile çağdaşı kimi yazarlar, Anadolu'yu Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında ele almışlardır. Reşat Nuri, Anadolu'yu gerçekçi bir yöntemle anlatırken iyimser bir tablo çizmeye ve okurunun içinde umut ışığı yakmaya çalışmıştır. Diğer yazarlar, gerçekliği karamsar bir tabloyla yansıttıklarından geleceğe umutla bakmak isteyen okurlarca kendiliğinden bir anlayışla dışlanmışlardır.

Konu: Reşat Nuri'nin çağdaşı yazarlardan üstün yanı

Ana düş: Reşat Nuri'yi çağdaşlarından üstün yapan Anadolu gerçeğini iyimser bir bakışla yansıtmasıdır.

Karşılaştırmalar, değerlendirme yazılandır; ancak mutlaka farklılıkları ele alınmalıdır bu yazılarda. Sadece ortak özelliklerin ele alınması karşılaştırma sayılmaz.

 

Örnek: Öykü, bir olayı anlatır. Kahramanlar, olayın gerçekleşmesinde yardımcı roller üstlenirler. Asıl ders olaydan çıkar çünkü. Bu nedenle öykü kişileri karikatür mantığıyla oluşturulur. Romansa bir insanı anlatır. Hem olay örgüsü önemlidir onda, hem de kahramanlar. Olaylar, kahramanların karakterlerini belirlemede görevlidir. Onun için öyküler romanların altyapılarını oluşturur.

Konu: Romanın öyküden farklı yanı

Ana düş: Romanlar, öykülerin bir araya gelerek bir insanı anlatmasını sağlar.

 

Örnek: Eylül, psikolojik ilk romanımızdır. Bunun için önemlidir. Yapıtın pek çok kusuru, sırf bu yüzden görmezden gelinmiştir. Ruh tahlilleri ne kadar başarılı olursa olsun Peyami Safa'nm 9.Hariciye Koğuşu'ndaki tahlillere yaklaşamaz. Mehmet Rauf, tiplerinin ruhsal yapılarını anlatırken sadece kendi içine bakabilmiştir. Oysa Peyami Safa, kendi dışındaki insanların da iç dünyalarına rahatça girebilmiştir.

Konu: Peyami Safa'nın Mehmet Rauf tan üstün yanı

Ana düş: Peyami Safa'yı üstün yapan kendi dışındaki insanların iç dünyalarını rahatça görebilmesidir.

 

Örnek: Bazı yazarlar vardır okur geçersiniz; kazancınız sadece fikir edinmiş olmaktır, dönüp bir daha okuma ihtiyacını pek hissetmezsiniz. Bazıları da vardır ki, onları her okuyuşta onlarda yeni bir derinlik keşfedilir. Tehlikelidirler; çünkü sizi esirleri haline getirir, kendileri gjbi düşünmeye zorlarlar. Adeta söylenecek her şeyi söylemişlerdir de, ne tarafa yönelirseniz yönelin, onlara toslar, kendiniz olmakta zorlanırsınız.

Bu parçada iki tür yazarın karşılaştırması yapılmıştır: Okunup geçilen yazarlar ve her okuyuşta etkileyen yazarlar.

Örnek: "Etik"le "ahlak" arasında bir ayrım yapmak gereklidir. Olağan konuşmalarda ikisi sıklıkla birbirinin yerine kullanılır ama bunların farklı anlamları vardır aslında. Kısaca belirtecek olursak "etik" doğru ve yanlış davranış teorisidir; "ahlak" ise onun pratiği. Ahlaki değil de etik ilkelerden söz etmek doğru olur; çünkü etik, teoridir. Etik değil ahlaki davranıştan söz etmek doğrudur; çünkü ahlak pratiktir. Etik, bir kişinin belli bir durumda ifade etmek istediği değerlerle ilgilidir; ahlak ise bunu hayata geçirme tarzıdır.

Yukarıdaki parçada etik ve ahlak kavramları karşılaştırılmıştır. Bu iki kavramın anlamlarının aynı olmadığı belirtilmiştir. Etik'in teori, ahlak'ın daha çok pratik olduğu üzerinde durulmuştur.

 

Örnek: Elimdeki kitap öyle vapurda, otobüste okunacak cinsten değil. Çok denedim, ama en sonunda hafif bir müzik eşliğinde, loş bir odada bu kitabı anlamayı başardım. Çünkü kaçırdığınız bir sözcük tüm öyküyü yeniden okumanıza mal olabiliyor. Bu kitap şimdiye kadar okuduğunuz öyküler gibi okumadan anlaşılan kitaplardan değil. Edebiyatın zor ulaşılan lezzetini, zekâ içinde yüzen bir yazardan yudum yudum alıyorsunuz. Kendini açmıyor öykü, zorluyor, zaman harcatıyor ama mutlu ediyor. Dikkatsizliği hiç affetmiyor, okuyucusundan özen ve zekâ isteyen tüm eserler gibi.

Okuduğunuz parçada yazar, elindeki zor anlaşılan kitapla, çabuk anlaşılan türden dediği kitapları karşılaştırmıştır.


Örnek: Aşağıdaki parçada yazar, doğa kirlenmesiyle ilgili olarak insanların önceki düşünceleri ile sonraki düşüncelerini karşılaştırıp düşüncelerin çok değiştiğini belirtiyor. Dikkatlice okuyup yapılan karşılaştırmaya dikkat edelim.

Atmosfer ve okyanuslar, yakın bir zamana kadar insanların minik etkinliklerinden tamamen ilişkisiz bir doğanın öğeleri sayılıyordu. Bugün ise kimyasal madde kullanımımızın Ozon tabakasına zarar verdiğini karbondiyoksitin tüm gezegenin iklimini önceden tahmin edilemeyen bir şekilde değiştirdiğini biliyoruz. Balıkçı filolarının okyanusları tararken bir zamanlar sınırsız sanılan balık türlerinin neslini geri dönülemez ölçüde tükettiği biliniyor. Böylece Los Angeles'taki tüketicilerin davranışlarının Avustralyalılarda deri kanserine yol açtığını bilmeyen kalmadı.


İncelediğimiz örneklerden sonra karşılaştırmayı tekrar edelim. Karşılaştırma, birden çok nesne, kavram, durum arasındaki benzerliklerin ve karşıtlıkların sıralanmasına denir.

Örnek: "Doğal destanlar, eski çağlarda ulusların yaşamında derin izler bırakmış olayların o çağların saz ozanları ya da ulusal bir ozanın şiirleştirmesiyle oluşmuştur. Yapma destanlarla doğal destanlar arasında yapısal yönden büyük bir ayrım yoktur. Ayrım doğuşlarındadır. Doğal destanlar ulusların çocukluk dönemlerinde kendiliğinden ortaya çıkan halkın düş gücüyle zenginleşen ürünlerdir. Yapma destanlarsa tek kişinin yaratımıdır. Kişisellik ağır basar. Ozan yakınçağların herhangi bir tarih olayını seçer, bunu kişisel yaratım gücünün süzgecinden geçirerek işler."

 

Örnek Soru:

İki tür şiir vardır: Sesleriyle, sese dayalı üsluplarıyla öne çıkanlar; sesi belirgin olmakla birlikte imge dünyaları ve çizdikleri dünyalarla belirginleşenler. Birinci tür şiir, kişiyi sesiyle sarar ve onu kendine tutsak eder; ikinci tür ise insanı kendi özgür sesiyle baş başa bırakarak ona yeni şiirler yazdırır. Birinci tür kolay taklit edilir; ikinci türü taklit etmek zordur.

Bu parçanın anlatımında özellikle aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

A) Öyküleme      B) Karşılaştırma     C) Tanımlama
D) Örnekleme     E) Betimleme
(1996/ÖYS)

Yanıt:


Benzetme

Nitelikçe zayıf olanın kuvvetliye benzetilmesine denir. Örneğin ansiklopedi gibi bilgili öğrenci. Burada öğrenci bilgili olmak yönünden ansiklopediye benzetilmiştir.

Yazılarda düşüncenin açıklığa ulaştırılması için benzetmeden yararlanılabilir.

Benzetme paragraflarında asıl anlatılmak istenen benzeyendir. Benzetmeye başvurmak; somutlama yapma ve inandırıcılığı artırmak isteğinden ortaya çıkar. Anlatılmak istenenin herkesin gözünde canlanması istenir.

Bir paragrafın benzetme sayılabilmesi için, tüm verilerin bir benzetme kalıbına sokulabilmesi gerekir.

Örnek: Görgü tanıkları (benzetilen), bir olayı tüm ayrıntılarıyla (b.yönü) anlatırlar. Ancak bu, onların kişisel görüşlerini anlatıma kattıkları anlamına gelmez. Onlar, sadece gördüklerini ve yaşadıkların anlatmakla yetinir (b.yönü). Bir yazar (benzeyen) da böyle.

Konu: Görgü tanıklarıyla yazarların ortak yönü

Ana düş: Yazarlar gerçekleri tüm ayrıntılarıyla ama olduğu gibi anlatmakla yetinmelidir.

 

Örnek: Dogmatizm; bir düşünce, bir bilgi kanseridir. Yaşayan, gelişen bir organizmanın en işlek yerinde birden bir katılaşma, bir kabuklaşma... 'Varsın olsun' denir; aldırış edilmez. Ak beden üzerindeki bir ben gibi hoşa da gidebilir. Derken kara ben, başlar koca gövdeye ölüm ağlarını germeye. Uyum içinde işleyen organların dengesini bozmaya.

Konu: Kanser ile dogmatizmin ortak özellikleri

Ana düş: Dogmatizm düşünme ağını bozan bir bilgi, bir düşünme kanseridir.

 

Örnek: Limon, portakal, greyfurt seralarda yetiştirilemez. Onlar için doğal bir ortam gerekir. İklimi ve toprağı doğal olmazsa kuruyup gider. Arada bir canlanır gibi olur; ama sonra aylarca kıpırdamaz. Sanat için de geçerlidir bu.

Konu: Limon, portakal ve greyfurtla sanatın ortak noktası

Ana düş: Turunçgiller ve sanat ancak doğal ortamda gelişebilir.

 

Örnek: O yazar, tipik bir hipermetroptur. Bu özelliği tüm romanlarına yansımıştır. Yıldızlara bakarken önündeki çukuru göremeyen bir bilgine benzer. Bu nedenle onun yapıtlarını okurken kendinizi başka bir âlemde sanırsınız.

Konu: Hipermetrop ve yazarın ortak özelliği

Ana düş: Sözü edilen yazar, kendi çağını, kendi gününü iyi algılayamamaktadır.

 

Örnek: Demiryolu boyunca katarlarıyla uzanmış bu kara makine, eski zaman canavarlarını andırıyordu. Yorulmuş bir koca dev gibi hırıltılarla, sanki zorlukla hareket ediyordu. Zifiri karanlığı delen tepegöz ışığı, etrafı gündüz gibi aydınlatıyordu. Etrafına korkular salmak istercesine, her eklem yerinden bir buhar demeti fışkırıyor, fışkırıyor, fışkırıyordu. Bu karlarla kaplı kış akşamında istasyona ulaşan bu lokomotif, demirden bir makineden daha çok, uzun süren bir çakal saldırısını savmış bir yorgun canavarı hatırlatıyordu.

Bu parçada tren, eski zaman canavarlarına, yorulmuş koca bir deve, yorgun bir canavara benzetiliyor. Trenin sesi devin hırıltılarına, trenin ışığı ise tek gözlü bir masal kahramanı olan Tepegözün gözüne benzetilmiştir.

Örnek: Bineceğimiz vapuru kaçırmıştık. Öbürünün gelmesine de iki saat vardı. Karşı yakaya geçmek üzere iki sandala dolduk. Deniz pek sütliman değil. Yüzünü buruşturup duruyor. Belki on kişiden çoğuz. Sandal yeterince büyük olmasına rağmen suya oldukça gömüldü. Hayli açıldık. Hepimizi bir korku sardı. Sandalcının kaşları çatıldı, içimizden biri bir dolmuş kazasını anlatmaya başladı. Sandalın kenarından suyu şöyle bir yokladım. Batmamıza bir karış ancak kalmıştı.

Okuduğunuz parçada benzeyen denizdir. Deniz insana benzetilmiştir. Yüzünü buruşturup duruyor sözünden denizin insana benzetildiğini anlıyoruz. Bu benzetme kişileştirme yoluyla yapılmıştır.

 

Örnek: Bir de bakıyorsunuz havalardasınız. Uçak yükselmiş gidiyor. Siz de anlıyorsunuz ki düşmesi için, hiçbir neden yok. İçiniz rahatlıyor. Pencereden bakıyorsunuz. Üstlerinden bakıldı mı bulutların seyrine doyum olmuyor. Suyu andırıyor. Bazen dağı da andırdığı oluyor. Bulut işte: her zamanki gibi altından değil üstünden görülmüş bulut. Yukarıdan bakınca dünya daha şirinleşiyor.

Okuduğunuz parçada benzeyen buluttur. Bulut suya -yani denize veya göle- ve dağa benzetilmiştir.

 


Benzerlik

İki varlığın, iki yapıtın ya da düşüncenin sadece ortak özelliklerini belirtme yöntemidir. Bu yöntem, karşılaştırma (-) ile benzetme (+) arasında (- +) bir yöntemdir.

Bütün klasik benzetmelerde benzetme yönünde belirtilen özellik açısından benzetilen güçlüdür: Yılan gibi kıvrılan yol, taş gibi domates, ipek gibi saç... bu benzetmelerde yılan, taş ve ipek güçlü varlıklardır. Oysa benzerlik yönteminde iki varlık da derece yönünden aynıdır:

  • Ali gibi Murat da çalışkandır.
  • Tarih yazarı ve anı yazan nesnel olmak zorundadır.
  • Hüseyin Rahmi ve Ahmet Mithat üreten yazarlardır.

Bu yöntemde ana düşünce aktarılan ortak özelliktir. Bazısı, bu yöntemi de karşılaştırma saymaktadır. Karşılaştırma, benzetme ve benzerlikte varlıkları değerlendirme amacı elbette vardır; ancak her değerlendirme "karşılaştırma" anlamına gelmez. Değerlendirme yazılarının sonunda ya farklılıklar ortaya çıkar (karşılaştırma), ya benzerlikler (benzetme ve benzerlik) ortaya çıkar.

 

Örnek: Ahmet Mithat ve Hüseyin Rahmi, halkı bilgilendirmeyi amaçlayan iki yazarımızdır. İkisi de halk anlasın diye halkın dilini kullanmıştır. Daha çok şey öğretmek için daha çok üretmek zorunda hissetmişlerdir kendilerini. Üslup kaygıları yoktur; ama hoş anlatırlar.

Konu: A. Mithat ile H. Rahmi'nin ortak özellikleri

Ana düş: A. Mithat ve H. Rahmi; halk tipi, halk dilini kullanan, üretken ve üsluba fazla özen göstermeyen; ama hoş anlatan yazarlardır.

 

Örnek: Saray edebiyatı da denen Divan edebiyatında sevgili ile padişahın özellikleri aynıdır: İkisi de sevmez; sevilmeyi hak bilir. İkisi de eleştirilemez. İkisine de ulaşma (vuslat) söz konusu değildir. İkisi de sultandır: mülkün sultanı, gönüllerin sultanı. İkisi de bağışlayıcıdır; eza ve cefada üstlerine yoktur. Gerek yaşatır, gerek öldürürler.

Konu: Divan sevgilisi ile padişahın ortak özellikleri

Ana düş: Sevgili ve padişah bütün yönleriyle (...) birbirlerine benzer.

 

Örnek: Abbas Sayar'ın Yılkı Atı romanı ile Melville'in "Moby Dick"i ve Cengiz Aytmatov'un "Gülsarı" sı, "Kahramanı insan olmayan roman olmaz." Savını çürütür. Tümünün kahramanı hayvanlardır: Yılkı Atı ve Gülsarı'da "at", Moby Dick'te "balina". Üç roman da kendi alanlarının başyapıtı…

Konu: Yılkı Atı, Gülsarı ve Moby-Dick'in ortak özellikleri

Ana düş: Yılkı Atı, Gülsarı ve Moby-Dick, kahramanı hayvan olan başyapıt değerinde yapıtlardır.

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, benzerlik, bir anlatım yöntemidir. Sadece bugüne değin adlandırılmamıştır.


Genelleme

Bir genel durumu özel bir durumla anlatmaya "örneklendirme"; bir özel durumdan bir genel duruma varmaya ise "genelleme" denir.

 

Örnek: Çocuğu ölmüş bir kadın, Buda'ya gelir ve "Çocuğum öldü, acısına dayanamıyorum. Benim acımı dindir" der. Buda: "Tamam, bana hiç ölü çıkmamış bir evden bir tas su getir, ben de acını dindireyim" diye yanıt verir. Kadın eline bir tas su alıp kentin ilk evine yanaşır. Kapıyı çalar ve çıkan kişiye: " Bu evden ölü çıktı mı?" diye sorar. "Evet" yanıtını alınca diğer eve gider. Aynı soruyu yöneltir ve aynı yanıtı alır. Dördüncü evden sonra kadın şöyle der: "Demek, ölüm herkesin başında."

Özel bir durumdan, genel bir yargı çıkarma işidir.

Örnek: Kuzusunu yitirmiş bir koyunun, günlerce yanık yanık melediğini hepimiz biliriz. Bir gün mezbahada kesim sırasının kendine geldiğini gören bir ineğin gözyaşlarına tanık olmuştuk. Bundan da anlaşılacağı gibi bütün hayvanların duyguları vardır.

Bu paragraf bir genelleme paragrafıdır. Bunu tersine çevirirsek, bu bir örneklendirme paragrafı olur. Ana düşünce yine değişmez.

 

Örnek: Bütün hayvanların duyguları vardır. Kuzusunu yitirmiş bir koyunun günlerce yanık yanık melediğini hepimiz biliriz. Bir gün mezbahada kesim sırasının kendine geldiğini gören bir ineğin gözyaşlarına tanık olmuştum.

 

Örnek: Halide Edip, Kurtuluş Savaşı'na bizzat katılmış bir yazarımızdır. Savaşta gösterdiği yararlık nedeniyle onbaşılık rütbesiyle ödüllendirilmiştir. Ama bence Kurtuluş Savaşı hakkında yazdıklarımla generallik rütbesini hakketmiştir. Bu bütün yazarlar için de geçerlidir. Bir yazarı büyük yapan kalemidir.

Parçada özelden genele gidilmiş ve ana düşünce en son cümlede yani genelleme cümlesinde verilmiştir. Ana düşünce Halide Edip'le ilgili karşılaştırma olmaktan çıkmıştır.

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk tiyatro Şinasi'nin "Şair Evlenmesi" adlı eseridir.
Çarşamba, 08/20/2014 12:40
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.