Düşünceyi Geliştirme Yolları - Sayfa 4
Makale İçeriği
Düşünceyi Geliştirme Yolları
Tanımlama
Örneklendirme
Tanık Gösterme
Sayısal Verilerden Yararlanma
Karşılaştırma
Benzetme
Benzerlik
Genelleme
Tüm Sayfalar

Tanık Gösterme

Yazar düşüncesini daha inandırıcı kılmak için kendisiyle aynı fikre sahip bir bilirkişinin sözlerine başvurur. Böylece o konuda kendisinden daha yetkili olan söz konusu kişinin de kendi fikrinde olduğunu okuyucuya anlatmak ister. Böylelikle kendi düşüncesinin haklılığını gösterir.

Tanık, gerçeği gören ve yaşayan kişidir. Bu anlamıyla bu yöntemde pek işimize yaramaz bu kavram. Tanık, sözcüğünün yan anlamı, birinden yana olan ve onu doğrulayıp destekleyendir. Mahkemelerdeki davalı ve davacı tanıkları gibi

Tanık gösterme, bir görüşü doğrulamak amacıyla başkasının (o alanda sözü geçen, uzman olan) sö-zünden yararlanma yöntemidir. Bu yöntem, bir görüşü doğrulama yöntemlerinin en yaygın olanıdır. En kültürlüsünden en sıradanına kadar tüm insanlarca kullanılır. Sıradan insanların dilindeki atasözleri ile "Annem derdi ki, babam derdi ki..." gibi söylemler bu yöntemin ürünleridir. Kültürlü insanlar ise konuşmalarında: "Shakespeare, Balzac, Zola, Einstein, Atatürk... der ki" diye özdeyiş aktarırlar ve bu büyük insanların söz ve düşünce gücünden yararlanırlar.

Tanık göstermede ana düşünce aktarılan söz, yani tanık sözüdür. Bu paragraflarda iki ana düşünce cümlesi vardır: biri yazarın sözü, diğeri tanığın sözü.

 

Tanık gösterilen kişinin kendi alanında uzman olması ve herkesçe tanınması inandırıcılığı artırır. Atasözleri ve özdeyişler herkesçe bilinen sözler olduğundan inandırıcılığı yüksek olan sözlerdir.


Örnek: Çocuğunuz bilim insanı mı olsun istiyorsunuz; o halde ona önce edebiyatı sevdirin. Bilim insanının amacı insanların yaşamını kolaylaştırmak; dünyayı daha güzel, daha yaşanası hale getirmektir. Bu amaca ulaşmak için insanları sevmek; onların acılarını ve sevinçlerini yüreğimizde duyumsamak gerekir. Balzac: "Bilim insanı olmak için, insanları sevmek, dolayısıyla edebiyatsever olmak gerekir." diyor.

Konu: Bilim insanı olmanın yolu

Ana düş: Bilim insanı olmak için insanları ve edebiyatı sevmek gerekir.

 

Örnek: Her işi yapmanın uygun bir zamanı vardır. Zaman koşullar demektir. Yani koşulların uygun olmadığı bir zamanda yapılan iş ya iyi sonuçlar vermez; ya da gereksiz zaman ve emek kaybına yol açar. Atalarımız: "Demir tavında dövülür" demiyor mu?  

Konu: Bir işi yapmanın koşulu

Ana düş: Bir işi yapmak için koşulların (zamanın) uygun olması gerekir.

Örnek: Sinemadan çıkan bir dostumuza: "Film güzel miydi?" deriz. Resim sergisinden çıkana, bir kitabı okuyana, bir tiyatroyu izleyene, bir konser izleyicisine hep aynı soruyu sorarız: "Güzel miydi?" İşte sanatın ne olduğunu, sanatın temel ilkesini belirleyen sihirli sözcük: "güzellik". Dostoyevski: "Sanat, güzelliktir" diyor.

Konu: Sanatın ne olduğu

Ana düş: Sanat güzelliktir.


Örnek: Aşağıdaki parçada yazarın tanık gösterme yolunu nasıl kullandığına dikkat edelim.

"Susuzluk" şiirini herkesin yüksek sesle bir defa daha okumasını öneriyorum. Bu şiirde kendinizin olduğunu, kendinizi bulacağınızı eminim göreceksiniz. Belki de bu şiiri şair yazmasaydı siz yazacaktınız. Şair ne yazık ki Susuzluk'u benden önce yazmış, diyeceksiniz. Akbal'ın dediği gibi: "Susuzlukla susadığınız hisleri buluyorsunuz. Yıllardır ulaşamadığınız ama sizin olan hisleri."

Yazar Susuzluk şiirinin içten ve başarılı bir şiir olduğunu anlatmak istiyor. Bunu inandırıcı kılmak için Akbal'ın da kendi fikrinde olduğunu bildiriyor, yani Akbal'ı tanık gösteriyor.

Tanık göstermede mutlaka başka birisinin sözünü doğrudan veya dolaylı aktarmak gerekmez. Yazar söz konusu bilirkişinin de kendi fikrinde olduğunu söylese yeter.


Örnek: Aşağıdaki örnek parçada yazar tanık göstermeyi fikrine sırtını yasladığı bilirkişinin sözünü aktarmadan sadece adını anarak gerçekleştirmiştir.

Şairlerin şiirleriyle yaşamaları arasında sıkı bir ilişki olduğu birçok kimse tarafından kabul edilen bir görüştür. Ben de buna inananlardanım. Eleştirmenler çoğunlukla şiirde anlatılanla şairin yaşam öyküsü arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışırlar. Onlara göre şiirdeki bir sözcük bile şairin yaşamındaki kara bir kesitin yansıması olabilir. Mehmet Kaplan da bu görüştedir. Hatta o, şairin çocukluk dönemine kadar inmeyi bile dener.

Bu parçada gördük ki yazar tanık gösterdi ama söz aktarmadı.

Tanık gösterme ile örneklendirme her zaman karıştırılır. Hâlbuki konu iyi öğrenilmişse karıştırmak için hiçbir sebep kalmaz. Onun için benzer iki örnek üzerinde biraz çalışma yapalım.

Örnek: Aşağıdaki parçada tanık gösterme değil örneklendirme kullanılmıştır.

Şairlerin ilk yayımlanan şiirlerinin, onların gelecekte kastedecekleri yol üzerine bir fikir verdiğini düşünürüm. Söz gelimi Cemal Süreyya'nın ilk yayımlanmış şiiri olan Şarkısı Beyaz'a bakalım. Altı dörtlük ve otuz altı mısradan oluşan bu şiirde şairin yaşamı boyunca yazacağı şiirlere göndermeler vardır.

Okuduğunuz parçada yazarın görüşü şairlerin ilk şiirlerinin, ilerideki şiirleri üzerine fikir yürütülebilecek nitelikte olduğudur. Yazar bu fikri desteklemek için Cemal Süreyya'nın ilk şiirini örnek veriyor. Böylece fikrini daha inandırıcı kılıyor.

Örnek: Aşağıdaki parça bir öncekine benzese de burada tanık gösterme kullanılmıştır. Dikkatlice okuyalım.

Şairlerin ilk yayımlanan şiirlerinin onların gelecekte kat edecekleri yol üzerine bir fikir verdiğini düşünürüm. Ece Ayhan, Cemal Süreyya incelemelerinin birinde şöyle der: "Süreyya'da olduğu gibi diğer şairlerde de ilk şiir, şiir yolunun ilk basamağıdır. Merdivenlerin basamaklarının birbirini hatırlattığı gibi ilk şiirler de sonrakilerin bir örneğidir.”


Okuduğunuz parçada da yazarın görüşü bir önceki parçada olduğu gibi şairlerin ilk şiirlerinin ilerideki şiirleri üzerine fikir yürütülebilecek nitelikte olduğudur. Yazar bu görüşü desteklemek için Ece Ayhan'ın sözlerine sırtını yaslıyor ve kendi düşüncesini inandırıcı kılıyor. Çünkü Ece Ayhan edebiyat incelemeleri dalında ünlü bir isimdir. Yani bir bilirkişidir.

Örnek: "Denemeci, bizim önümüze kendi beğenilerini, kendi kinlerini, kendi inançlarını, şeftaliden tutun da külbastıya kadar sevdiği meyveleri, yemekleri ortaya döken kişidir. Bu iç dökmelerde hiçbir şey bayağı, hiçbir şey gülünç görünmez. Denemecinin önemli özelliklerinden biri açık yürekli oluşudur. Suut Kemal Yetkin "Deneme, makale gibi belli bir fikri kesin bir sonuca bağlamaz; bir öğretinin boyunduruğu altında solumaz." der. Deneme yazarı kendini alabildiğine özgür hisseder, onun bir düşünceyi kanıtlama endişesi yoktur.

 

Örnek Soru:

"Andre Gide bir yazısında şöyle der: 'Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır.' Bu söze katılıyorum. Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar, ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir."

Bu parçada yazarın, Andre Gide'den bir alıntı yapmış olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?

A) Anlatıma akıcılık kazandırma
B) Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma
C) Okuyucunun ilgisini çekme
D) Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliştirme
E) Yaşamla sanat eseri arasındaki ilişkiyi kanıtlama
(1981/ÖYS)

Yanıt:

Örnek Soru:

Çalışmalarımız sonuç verdi. Neler mi oldu? Ot bitmeyen bozkırlar, ipek gibi yumuşak topraklı ovalara dönüştü. Tarlalar, arı kovanları gibi uğuldamaya başladı. Toprağın derinliklerinde uyuyan sular yeryüzüne çıkarıldı. Kova kova süt veren inekler, kovan kovan bal veren arılar yetiştirildi. Sofraları, el ele verilerek üretilen yiyecekler süsledi.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

A)    Benzetme sanatından yararlanma
B)    Öykülemeye başvurma
C)    Yinelemelere yer verme
D)    Betimleme yapma
E)    Tanık gösterme
(2003)

Yanıt:

 



 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk çocuk romanı Mahmut Yesari'nin "Bağrı Yanık Ömer" adlı eseridir.
Perşembe, 07/24/2014 23:38
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.