Tanzimat Edebiyatında Roman

Türk edebiyatında roman 1860'tan sonra başlar, Edebiyatımızdaki ilk roman, François Fenelon'dan Yusuf Kâmil Paşa tarafından Telemak (1862) adı ile çevrilen romandır. O dö­nemde çevrilen diğer romanlar: Sefiller, Monte Kristo Kontu, Atala, Paul ve Virginie... Fransız romanlarından çevrilen örnek­lerin ardından Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami gi­bi yazarlar roman yazmaya başlamışlardır. Türkçede roman niteliğini taşıyan yerli ilk roman Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-u Talat ve Fıtnat adlı eseridir.

 

Batılı anlayışta yazılan ve çevrilen romanları tanıyana kadar Türk okuyucusu, çeşitli kaynaklardan gelen hikâyeleri okuyor­du: Halk hikâyeleri ve mesneviler. Hacim bakımından bazen bir roman büyüklüğünde de olabilen mesneviler, Divan edebiyatı nazım şekillerinden biriydi. Pek çok karakteri ortak olan mes­nevilerde Leylâ ile Mecnun, Yusuf ile Zeliha, Hüsrev ve Şirin hikâyeleri değişik şairlerce işlenmişti. Gözleme ve gerçekçiliğe yer verilmeyen mesnevilerde dil çok ağırdı ve psikolojik analiz­lere yer verilmezdi. Mesneviler bu özellikleri ile romandan çok, gelişmiş bir masal olarak kabul edilebilir. Halk hikâyeleri de mesnevilerle benzer hikâyeleri anlatmıştır. Halk hikâyeleri dil ve üslûp bakımından halkın konuşma diline ve üslûbuna çok yakındır.

 

Batıdan gelen roman, Tanzimat döneminde iki yoldan gelişmiş­tir. Birinci yol, Ahmet Mithat'ın, Batılı hikâye ve romanla Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalıştığı yoldur. Yazar, romanları­nı yazarken Halk hikâyeciliğinden yararlanmıştır. Sanatçının bu tarz ile yaptığı, halk hikâyelerinin modernleştirilmesi çalışması­dır.

 

Tanzimat romancılığındaki ikinci yol ise Namık Kemal'in Batılı hikâye ve roman tekniğini uygulamaya çalıştığı yoldur. Tanzi­mat edebiyatının diğer romancıları Ahmet Mithat'ın değil, Na­mık Kemal'in yolunu seçmişlerdir. Tanzimat romancıları, hem kendilerinin hem de Türk okuyucusunun asırlardan beri ro­mantizme olan büyük yakınlığından dolayı romantizmi izleme­yi tercih etmişlerdir.

 

Tanzimat edebiyatında Ahmet Mithat popüler romanın, Namık Kemal edebî (sanatkârane) romanın öncüsü olarak ortaya çıkmış, bu iki romancı roman kurgusunda, tekniğinde, dil ve üslûpta ayrılarak iki ayrı damar oluşturmuşlardır.

 

Tanzimat Romanının Genel Özelliği

Kişi: Tanzimat romanlarının birinci dönem sanatçıları tarafından ya­zılanlarında (İntibah, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Cezmi) idealize edilmiş kişiler vardır. Namık Kemal, Cezmi'de kendi genç­liğini ve kişiliğini anlatır âdeta. Ahmet Mithat'ın Felatun Bey'le Rakım Efendi'sinde Felatun Bey batılılaşmayı yanlış anlayan bir tiptir; Rakım Efendi ise batılılaşma konusunda idealize edilmiş bir tiptir ve doğru batılılaşmanın nasıl olacağını gösterir.

 

İkinci dönem sanatçılarının eserlerinde ise (Sergüzeşt, Karabi-bik, Araba Sevdası) gerçekçi kişiler vardır: Dilber (cariye), Karabibik (köylü), Bihruz Bey (Batılılaşma sevdalısı cahil bir adam)... Tanzimat sanatçıları, her kesimden kişiyi kendi sosyal ve ekonomik konumlarına uygun olarak konuşturmuşlardır.

 

Olay:Tanzimat romanında anlatılan olayların ya gerçek ya da gerçe­ğe benzer olması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Şemsettin Sa­mi, Taaşşuk-ı Tal'at ve Fıtnat'taki olayların gerçekten yaşanmış olduğunu söylemiştir. Tanzimat romanlarında olayların merke­zinde aşk ve entrikalar vardır. Tanzimat sanatçıları romanları sürükleyici hâle getirmek için aşkı ve entrikayı olayların geliş­mesinde tesadüflere çok yer vererek başarılı bir şekilde kullan­mıştır. İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası, Müşahedât, Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Zehra adlı romanlarda bunun uygulamasını gö­rebiliyoruz. Tanzimat romanında yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olaylar anlatılmıştır.

 

Zaman: Tanzimat romanlarında zaman, Cezmi dışında, sanatçıların ya­şadığı zaman, genellikle Osmanlı toplumunun Batı ile tanışma­ya başladığı dönemdir. Bazı romanlarda Batıya dönük kişilerin yaşamı ve zamanı (Araba Sevdası, Felatun Bey'le Rakım Efen­di) bazı romanlarda ise Osmanlı'nın içe kapanık dönemi yansı­tılır. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Sergüzeşt) Genel olarak zaman, Osmanlı toplumunun Batı medeniyeti ile tanışmaya başladığı zamandır.

 

Mekân: Tanzimat romanlarında olayların geçtiği mekân genellikle İstandul'dur. İstanbul'da Çamlıca ve Beyoğlu gibi eğlence mekânları öne çıkar, (İntibah, Araba Sevdası) Bu romanlar aile merkezli olduğu için mekân da aile çevresidir. (Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, İntibah, Zehra, Felatun Bey'le Rakım Efendi, Müşahedât). Ahmet Mithat olayları, hakkında bilgi vermek istediği mekânlarda geçirmiştir. Bu mekânlar, genellikle Anadolu, Suri­ye, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Batı Avrupa'dır. Karabibik'te ise mekân Antalya'nın bir köyüdür. Cezmi'de olaylar, İran'da ve Kı­rım'da geçer. Sergüzeşt'in son bölümünde ise mekân Mısır'dır. Tanzimat romanlarında mekân, fon olarak kullanılsa da ağırlık­lı olarak o dönemin sosyal yaşamını yansıtacak yerlerdir.

 

Tema: Tanzimat romanlarında şu konulara ağırlık verilmiştir:

Araba Sevdası: Yanlış batılaşmanın yol açtığı komik durumlar

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Görme­den evlilik, erkek baskısı ve zulmüne dayalı aile şartları, kadın­ların esareti

İntibah, Araba Sevdası: Yanlış kadınları sevme­nin doğurduğu yıkımlar

Sergüzeşt: Kölelik ve ca­riyelik

Karabibik: Bir köy yaşamı

Zehra: Kıskançlık ve kıskançlığın yol açtığı olumsuzluklar

Cemzi: Tarihi bir olay

Felatun Bey'le Rakım Efendi: Batılılaşmanın hangi yoldan ve ne şekilde olması ge­rektiği

Dil ve Üslûp: Tanzimat'ın birinci döneminde halkın anlayacağı bir dil kullanıl­mış, ikinci dönemde ise bu sade dilden uzaklaşılmıştır. Ahmet Mithat, olayları heyecanlı bir şekilde anlatmıştır. Sıfatlara, ben­zetmelere, abartmalara sıkça yer veren Namık Kemal, roman­da anlatılan olaya göre üslûbunu değiştirmiştir. Savaş betimle­melerinde coşkuludur. Diyaloglarda ise sakindir. Şemsettin Sa­mi, dili kullanmada başarısızdır. Romanında yer yer dilbilgisi bozukluklarına rastlanmaktadır. Yazar, kişilerin kendi ağızlarına göre konuşturulmasında başarılıdır. Samipaşazâde Sezai, Ser­güzeşt'teki betimleme ve analizlerde, Türkçeden uzaklaşmıştır. Eserde özensiz bir üslûp görülür. Recaizâde Mahmut Ekrem, Araba Sevdası'nda, çoğunlukla Osmanlıca terkip ve tamlama­lar kullanmıştır. Romanın dili bu yüzden sade değildir. Nabizade Nazım ise Farsça ve Arapça kelimelerden ve tamlama­lardan mümkün olduğu kadar uzaklaşarak, ortalama bir dil kurmuştur.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk resmi gazete 1831 'de çıkarılmaya başlanan “Takvim-i Vekayi”dir.
Çarşamba, 10/22/2014 03:29
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.