Milli Edebiyat Dönemi Hikayelerinin Bazı Özellikleri

Millî Edebiyat dönemi hikâyelerinin ortak özellikleri; ülke sorun­larına ağırlık vermek, bunların üstesinden gelebilecek kahra­manlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe doğru gitmek şeklinde özetlenebilir. Fakat her sanatçı, kendi kişilik ve yolunu kendisi belirlemiş, eserlerini de bu doğrultuda vermiştir.

 

Dil ve Üslûp:

 

Tanzimat dönemi sanatçıları eserlerin sade dille yazılması ge­rektiğini savunmuşlarsa da bunda pek başarılı olamamışlardır. Servet-i Fünûn sanatçıları ise dilde sadeleşmek bir yana "Sa­nat, sanat içindir." anlayışı ile yazdıklarından ve aydın zümreye seslendiklerinden Tanzimat dönemi sanatçılarından daha ağır bir dil kullanmışlardır. Millî Edebiyatçılar ise Ziya Gökalp'in ve Ömer Seyfettin'in "Yeni Lisan" makalesindeki görüşleri doğrul­tusunda hikâyelerini yalın bir dille yazmışlardır.

 

Bu dönemde sade dil anlayışı dönemin bütün yazarlarınca be­nimsenmiş ortak bir tutum olarak göze çarpar. Batı hikâyeleriyle olan sıkı ilişki devam ederken Türk hikâyecileri de ustalaşıp özgün eserler vermeye başlamışlardır. Bunun sonucunda şöh­retini Cumhuriyet döneminde sürdürecek olan usta hikâyeciler yetişmiştir. Bu dönemde Refik Halit, sade bir Türkçe ve sağlam cümle yapısıyla dikkat çekmiş "Karay Türkçesi" dedirtecek ka­dar dilimizi, yani İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır. Hat­ta Ziya Gökalp, "Türkçeyi en iyi kullanan yazar Refik Halit'tir." sözleriyle bu yazarımızı övmüştür.

 

Akım:

 

Bu dönem hikâyecilerinin, eserlerini genellikle realist bir tutum­la, bir bölümünün de natüralist bir tutumla yazdığı görülür. Yakup Kadri, Ömer Seyfettin, Refik Halit, Halide Edip, Reşat Nuri gibi sanatçılar eserlerini realizmin ilkelerine uygun olarak yaz­mıştır. Selahattin Enis ve kimi hikâyeleriyle Fahri Celaletin Göktulga natüralizmin etkisinde kalmıştır.

 

Bu dönem sanatçıları, hikâyelerini Maupassant tekniğine göre yazmış ve bu konuda kendilerinden sonra gelen hikâyecilere de örnek olmuştur. Bu hikâye tekniğiyle ilgili görüşlerini Refik Halit şöyle açıklamaktadır:

 

"Hikâye roman demektir. Küçültülmüş komprime roman. Emin olun bir roman yazmak, hikâye yazmaktan daha ko­laydır. Çünkü alan geniştir, zamanınız uygundur. Fakat hikâyede sayfa sayısı sınırlıdır. Önce ilgi çekecek bir baş­langıç yapmak zorundasınız. Ardından gelecek satırlar, ola­yın açıklamasıyla birlikte o merakı devam ettirmelidir. Asıl zor olan nokta ise hikâyenin son bırakacağı etkidir."

 

Hikâyede Maupassant ve Çehov tarzı olmak üzere iki yazma tekniği vardır. Şimdi de bu iki teknik hakkında kısaca bilgi vere­lim.

 

Maupassant tarzı klasik hikâye: Bu hikâye türünde olay esastır. Olay; serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden olu­şan bir plan içinde anlatılır. Hikâye etkileyici bir biçimde ta­mamlanır.

 

 

Çehov tarzı modern hikâye: Durum hikâyesi olarak da adlandırılır. Bu hikâye tarzında olaydan çok, insanın belli bir zaman dilimi içindeki durumu anlatılır. Edebiyatımızdaki en önemli temsilcileri Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal'dır.

 

Türkçülük, Milliyetçilik:

 

Millî Edebiyat dönemi hikâyecileri Türkçü-milliyetçidir. Geçmi­şe ve geleneğe bağlılıkları söz konusudur. Bu konuda Ziya Gökalp'in dönemin bütün sanatçıları üzerinde önemli bir etkisi ol­muştur. Millî Edebiyat döneminde yazılan hikâyelerde milliyet­çilik ülküsünün öne çıkmasında Fransız İhtilâlı'ndan itibaren gelişen milliyetçilik akımları ile 17. yüzyıldan Balkan Savaşları­na kadar olan dönemde Osmanlı Devleti'nin almış olduğu ye­nilgilerin önemli rolü olmuştur. Bu akım, Balkanların elimizden çıkması ile daha fazla güç kazanmış ve Millî Edebiyat'ın oluş­masına zemin hazırlamıştır.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk çeviri roman Yusuf Kamil Paşa'nın, Faransız yazar Fenelon'dan çevirdiği "Telemak" adlı eserdir.
Salı, 10/21/2014 20:18
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.