Ergenekon Destanı (Örnek Metin)

Günümüz Türkçesiyle:


Türk illerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen yer yoktu. Bundan dolayı bütün uluslar Göktürkleri kötülerlerdi. Hepsi birleşip Göktürklerden öç almaya yürüdüler. Göktürkler, çadırlarını, sürülerini bir yere toplayıp çevresinde hendek kazdılar, beklediler. Sevinç Han (Tatar Hanı) geldi. Vuruş başladı. O gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi. Bir gün bütün illerin hanları ve beyleri Sevinç Han'ın başkanlığında av yerinde görüştüler: "Göktürklere hile yapmazsak işimiz yaman olur." dediler. Ertesi gün tanla birlikte, baskına uğramış asker gibi, ağır yüklerini ve kötü mallarını bırakıp kaçtılar. Türkler: "Bunların vuruşma güçleri kalmadı, kaçıyorlar." deyip arkalarından varıp yetiştiler. Tatarlar, Göktürkleri görünce birden geri döndüler. İkisi vuruştular. Tatarlar yendiler. Göktürkleri öldüre öldüre çadırlarına kadar geldiler. Bütün Göktürklerin çadırları bir yerde idi. Çadırlarını ve mallarını hep aldılar, bir aile bile kurtulamadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler. Küçükleri de köle yapıp herkes bir tanesini alıp gitti. Göktürklerden kimse kalmadı.

Sevinç Han Göktürk ilini yağma ettikten sonra geri döndü. İl Han (Göktürk hanı)'ın oğulları çoktu. Hepsi savaşta öldü. Kıyan adlı bir küçük oğlu vardı. O yıl evlendirmişti. İl Han'ın Nüküz adında bir de kardeşinin oğlu vardı. Kıyan'la yaşıttı, o da aynı yıl evlenmişti. Bu ikisi aynı yerdeki kişilerin eline düşmüşlerdi. On gün sonra bir gece ikisi de, kadınlarıyla birlikte, ata binip kaçtılar. Yurtlarına geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört türlü malın (deve, at, sığır, koyun) dördünden de çok çok buldular. İkisi görüştüler, birbirine dediler: "Eğer, ile varalım desek; dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. En iyisi, dağların içinde, insan yolu düşmez bir yer arayıp bulmalı." deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler.

... Orasını iyice gezip dolaştılar. Geldikleri yoldan başka hiç yolu olmadığını gördüler. O da öyle yoldu ki bir deve ya da at bin güçlükle yürüyebilirdi; eğer ayağını yanlış bassa parça parça olurdu. İçinin genişliğinin ise hiç sonu yoktu. Akar sular, kaynaklar, türlü otlar, yemişli ağaçlar ve türlü türlü avlar vardı. O yeri gördükten sonra Tanrıya şükürler kıldılar. Hayvanlarının, kışın etini yediler. Yazın sütünü içtiler, derisini giydiler. O yere Ergenekon adını koydular. Ergenenin anlamı, "dağın kemeri" demektir. Kon'un anlamı, "keskin, sarp" demektir. Orada bu ikisinin çocukları çoğaldı. (...) Çok yıllar bu iki kişinin çocukları Ergenekon'da kaldılar. Enine boyuna uzayıp yayıldılar.

... Ergenekon'da dört yüz yıldan çok oturdular. Sürüleri ve kendileri öylesine çoğaldı ki sığmadılar. Bu yüzden, bir yere toplanıp, oturup görüştüler, şöyle dediler: "Atalarımızdan işittik. Ergenekon'un dışında geniş yerler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz eskiden oralarda imiş. Başka iller, Tatarların başkanlığı altında bizim yurdumuzu almışlar. Tanrıya şükür, şimdi o halde değiliz ki düşmandan korkup da dağ içinde kapanıp oturalım. Dağın arasından yol arayıp bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim dostum derse onunla görüşelim. Düşmanla güreşelim." dediler. Hepsi bu sözü doğru bulup çıkmaya yol aradılar, bulamadılar. Bir demirci dedi ki: "Burada bir demir madeni var. Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek yol olurdu." Oraya varıp baktılar, geldiler, bunu uygun buldular. (...) Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür koydular. Dağın üstünü, arka yanını ve beri yanını doldurduktan sonra yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yerde kurdular, kö'rüklediler. Tanrının gücüyle, ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. Gününü, ayını, saatini belleyip dışarı çıktılar.

... O zaman Göktürklerin padişahı Kıyan soyundan Börte Çene (Bozkurt) idi. O, bütün illere elçi gönderip Ergenekon'dan çıkıp geldiğini bildirdi. Kimileri iyi gördüler, kimileri kötü gördüler. Tatar halkı kötü görüp düşman oldu. Tatarlarla Göktürkler, ikisi saf tutup vuruştular. Göktürkler yenip büyükleri kılıçtan geçirdiler, küçükleri köle yaptılar. Kanlarının ve mallarının öcünü alıp ata yurduna oturdular.



  • Ergenekon Destanı, Göktürklerin türeyişleriyle ilgili destan parçalarından biridir. Metinde olağanüstü niteliklere ve olaylara tanık oluyoruz. Göktürklerin karşılaştıkları düşmanlıklar ve yenilgiler üzerine İlhan ve Kayan adlı yiğitlerin düşmandan kaçarak aileleriyle birlikte dağ içerisinde geniş bir yerde çoğaldıkları; buraya Ergenekon adını verdikleri; sonra sığamadıkları için bir demir dağı eriterek oradan nasıl kurtulduklarını anlatan bir destandır.
  • Göktürklerin Ergenekon'dan kurtuldukları gün Türklerce bayram olarak sayıldı ve o güne nevruz dendi. Günümüzde de 21 Mart'ta sembolik olarak örse demir dövülerek bu gün kutlanmaktadır.
  • Ergenekon Destanı 13. yüzyılda tarihçi Reşidüddin tarafından yazıya geçirilmiştir. 17. yüzyılda Ebü'l Gazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türkî adlı eserinden çevrilmiştir.

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Bir şairin şiirine başka bir şair tarafından aynı şekil, vezin, kafiye ve redifle yazılan şiire "naziere" denir. Alay ve şaka yollu yazılmış nazirelere tezhil veya hezl denir.
Pazar, 11/23/2014 11:33
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.