Beş Hececiler

Özellikleri:

  • Bu şairler bir topluluk kurmamış, kendilerine bu ad verilmiştir. Beş Hececiler'e "Hecenin Beş Şairi" de denir.
  • Beş Hececiler Milli Edebiyatçıların sanat ve edebiyatla ilgili görüşlerinden etkilenmişlerdir.
  • Bu şairler şiire genel olarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında başlamış, aruzla şiirler yazdıktan sonra heceye geçmişlerdir. Bazıları heceye geçmekle birlikte aruz ölçüsüyle de şiir yazmayı sürdürmüştür.

Beş Hececiler ve Temsilcileri

Millî Edebiyat döneminde milliyetçilik akımının da etkisiyle Halk edebiyatından çokça yararlanılmıştır. Şiir dili yalınlaşmış, hece­nin kullanımı yaygınlaşmıştır. Halkın yaşamı büyük ölçüde şiire yansımıştır.

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde tema:

 

Bu dönemde sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin konusu Anadolu halkının yaşamı ve ülkenin içinde bulunduğu gerçeklerdir. Şairler, şiirlerinde uzun süren savaşlar sonucu zor durumda kalmış vatan toprağını ve Türk insanın acıklı halini şi­irlerinde işlemişler, halka moral vermeye çalışmışlardır. Bu bağ­lamda şiirlerin teması ulusaldır, yani evrensellikten uzaktır.

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin temasıyla devrin gerçekliği arasındaki iliş­ki:

 

Bu dönemde yazılan şiirler devrin gerçeklerini yansıtır bir bakı­ma. Şairler gözlemlerini şiirleştirmiş, halkın içinde bulunduğu durumu anlatmışlardır.

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin yorumlanması:

 

Bu dönemde yazılan şiirleri yorumlamak için devrin ekonomik, sosyal, siyasi ve edebî durumu iyi bilinmelidir. Bu dönem, Os­manlının yıkılış yıllarıdır. Her yerde savaş vardır. Halk yoksulluk içindedir. Devletin kurtarılması için aydınlarca ileri sürülen Türk­çülük, Osmanlıcık, Batıcılık gibi akımlar şairleri etkilemiştir.

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin gelenekle ilişkisi:

 

Bu dönemde yazılan şiirlerde Türk örf ve adetlerine gönderme­ler vardır. Şiir geleneği açısından da Halk şiiri geleneğinden ya­rarlanılmıştır.

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerle Fecr-i Âti'ye ait şiirlerin karşılaştırılması:

 

Millî Edebiyat döneminde sade bir dille ve hece ölçüsüyle ya­zılan şiirler ki bunlar daha çok Yeni Lisancılar'ın şiirleridir, Fecr-i Âti şiiriyle apayrı özellikler taşır. Fecr-i Âti şiiri, aruzla yazılır, di­li ağırdır, sanat gayesi güdülür, bireysel duyarlıkların şiiridir; sanatsal yönü yüksektir. Buna karşın Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin dili yalındır, ko­nular halktan, Anadolu'dan, yerli kaynaklardan seçilmiştir. Bu şiirlerde kuru bir öğreticilik vardır; bunlar, sanatsal yönden çok üstün şiirler değildir.

 

Milli Edebiyat döneminde sade bir dil ve "nece ölçüsüyle yazılan şiirlerde şairin fikri ve edebî yönü:

 

Bu dönemde sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin şairleri milliyetçilik, özelde Türkçülük akımının fikri savunucula­rıdır. Bu hiç kuşku yok ki şiirlerine de yansımıştır. Millî Edebiyat döneminde sade bir dil ve hece ölçüsüyle yazılan şiirlerle şair arasında bu açıdan yakın bir ilişki vardır. Şairler, şiiri fikirlerini halka yaymada bir araç saymışlardır.

 

Millî Edebiyat akımı etkisindeki şairlerin, Edebiyat-ı Cedidecilerden tam anlamıyla ayrıldıklarını söylemek de pek doğru de­ğildir. Onları eleştirmişler, ama onların çizgisinde şiirler de yaz­mışlardır. Hatta I. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı yıllarında bi­le kendi duygu ve hayallerini işledikleri, toplumsallıktan ve dev­rin gerçeklerinden kopuk şiir yazmışlardır. Aruz yerine hece öl­çüsünü kullanmaları, şiirin özünden çok biçime yönelik bir de­ğişikliktir.

 

Hece ölçüsünün 1911-1923 yılları arasında gittikçe artan ve bir akım halini alan hâkimiyeti bazı gençleri de etkilemiştir. Şiire aruzla başlayan, hatta aruz vezniyle başarılı manzumeler ve ki­taplar yazıp bunu yayımlamış olan şairler, heceye yönelmiştir.

 

1917'de Servet-i Fünûn dergisi çevresinde "Şairler Derneği" adıyla toplanan bazı genç şairler, şiirde konuşma dilinin kulla­nılması konusunda görüş birliğine varmıştır. Türk Edebiya­tında Beş Hececiler adı verilen bu genç şairler, özellikle şiir di­linin yalınlaşmasında ve hece ölçüsünün millî ölçü olarak be­nimsenmesinde çok büyük rol oynamıştır.

 

Beş Hececiler, şiirlerinde yurt gerçeklerine yer verdilerse de da­ha çok sevgi ve doğa temalarını işleyen şiirler yazdılar, ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin kültür danışmanı Ziya Gökalp'in yönlendir­me ve etkileriyle "Millî Şiir" oluşturmaya yönelen Beş Hececi­ler Türk şiirinde hecenin ve memleketçi şiirin yaygınlaşmasına katkı yapmıştır. Beş Hececilerin tavrı o dönemde aruzla şiirler yazan Mehmet Akif, Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi şairleri de etkilemiş, sade dille şiir yazmaya yöneltmiştir. Buna rağmen bu üç şair, aruzla Türkçe şiir yazma geleneğini sürdürmüştür.

 

Türk edebiyatının gelişimi göz önüne alındığında Millî Edebiyat akımının etkileri denince akla ilk olarak Beş Hececiler gelir. Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek ve Faruk Nafiz Çamlıbel için kullanılan

 

Beş Hececiler ya da Hecenin Beş Şairi sözü onların bir araya gelerek yazınsal bir topluluk oluşturdukları izlenimini verse de gerçekte, biçimsel bir çabayı ifade eder.

 

Bu yıllarda hece veznine yönelen Türk şairleri, sadece "Beş Hececilerden ibaret değildir elbette. Aka Gündüz, Ali Müm­taz Erolat, Celâl Sahir Erozan; Halide Nusret Zorlutuna, İb­rahim Alaattin Gövsa, Necmettin Halil Onan, Ali Ulvi Elöve gibi şairler de aşağı yukarı aynı yıllarda hececilik akımına katıl­mış ve heceyle şiirler yazmışlardır.

 

Ancak bunlar içinde Beş Hececiler, bir grup olarak edebiyat ta­rihimizde özel bir yer edinmiştir. Onların sanat anlayışlarının belirginleşmesinde Ziya Gökalp'in fikirleri etkili olmasına karşılık şiirlerinde, Ziya Gökalp'in şiirinde gördüğümüz, öğreti­ciliğin getirdiği kuruluk yoktur. Şiirleri imgeler açısından daha zengin, sanatsal yönden daha yüksektir. Bunda, şiire Fecr-i Âti duyarlığıyla başlamış olmalarının etkisi büyüktür. Ayrıca önle­rinde, ders alıp yararlanabilecekleri Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi örnekler vardır. Ancak Beş He­ceciler, gerçekçi olmak istemelerine karşın, savaşın da etkisiy­le millî duyarlıklar adına gerçekçilikten uzaklaşmışlar, romantiz­me sürüklenmekten kurtulamamışlardır.

 

Balkan Savaşı'ndan başlayarak I. Dünya Savaşı yılları yalın bir Türkçe ve hece ölçüsüyle şiir yazma eğilimini güçlendirmiş, Beş Hececi şairlerin kimileri ulusal duyguları kamçılayan şiirler yazarken kimileri de Anadolu'ya yönelmişlerdir. Yurtseverlik, kahramanlık temalarının egemen olduğu şiirleriyle Türk toplu­muna moral ve güç aşılamaya çalışmışlardır. Doğaya yönelişi, yurt güzelliklerinin Anadolu'nun basmakalıp söyleyişlerle gö­rüntülenmesi olarak almaları ise sığ bir memleketçi edebiyat anlayışını ortaya çıkarmıştır.

 

Faruk Nafiz Çamlıbel (1898 -1973)

 

İstanbul'da doğmuş, ilk ve orta öğrenimi­ni Bakırköy Rüştiyesi ile Hadika-i Meşve­ret İdadisi'nde tamamlamıştır. Daha son­ra Tıp Fakültesi'ne girmiş, ancak fakülteyi bitirmeden ayrılmıştır. Bir gazetenin tem­silcisi olarak önce Ankara'ya gitmiş; son­raki yıllarda da Kayseri, Ankara ve İstanbul'da çeşitli okullarda edebiyat öğret­menliği yapmıştır. Politikaya da atılmış, İstanbul Milletvekili olmuştur. Bir gezi sıra­sında Samsun vapurunda ölmüştür.

 

Millî Edebiyat akımının etkisiyle aruzdan sonra, birçok genç şa­ir gibi, hece ölçüsüne yönelmiştir. Kendi döneminin en başarı­lı, en lirik şairi olarak tanınır. Şiirlerinde kullandığı her türlü bi­çimde, ölçülü ve uyaklı olmaya özenmiş; bir bakıma şiirlerindeki uyumu ve ahengi bunlarla sağlama yoluna gitmiştir. Şiirlerin­de üstünde durulacak en önemli öğeler; imgelere, yazınsal sa­natlara, özentiye ve aşırı abartmalara başvurmadan çizdiği gö­rünümler; duyurmaya çalıştığı içten duygular ve kolay anlaşılır olan dil ve söyleyiştir. ilk şiirlerini aruzla yazsa da gerçek kişiliğini hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde göstermiştir, İstanbul'dan ayrılmadan yazdı­ğı şiirlerinde romantik yan ağır basarken, Anadolu'yu gördük­ten sonraki şiirlerinde gözlemlerini gerçekçi bir biçimde dizele­rine yansıtmıştır. Halkın yaşamından aldığı konuları Halk şiiri nazım biçimleriyle ve halk diliyle anlatır. Halk şiirimizin gelene­ğinden yararlanmıştır. Özensiz, yalın ve içten bir dili vardır. "De­li Ozan" ve "Çamdeviren" takma adlarıyla mizahi şiirler de yazmıştır. "Çoban Çeşmesi" ve "Han Duvarları"nda, Anado­lu'nun kendi yazgısına terk edilmişliğini tasvir ederken, "Sa­nat" adlı şiiri memleketçi edebiyatın bir bildirisi niteliğindedir.

 

Eserleri: Şarkın Sultanları, Gönülden Gönüle, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Suda Halkalar, Bir Ömür Böyle Geçti, Elimle Seçtiklerim, Tatlı Sert, Akıncı Türküleri, Heyecan ve Sükûn, Han Duvarları (şiir); Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Yayla Kartalı (oyun); Yıldız Yağmuru, Ayşe'nin Doktoru (roman); İlk Göz Ağrısı (adaptasyon).

 

Halit Fahri Ozansoy (1891 -1971)

 

İstanbul'da doğmuştur. Edebiyat öğret­meni olmuş, iki yıl kadar Muğla ve Kon­ya'da çalıştıktan sonra emekli oluncaya kadar İstanbul'da görev yapmış ve bu kente ölmüştür. Önce aruz ölçüsüyle duygusal şiirler yazmış; sonra Millî Edebi­yat akımının etkisiyle hece ölçüsüne yö­nelmiştir. "Aruz'a Veda" adlı şiiriyle aruzu bırakmış, hece ölçüsünü kullanmaya başlamıştır. Şiirlerinde dörtlüklerden sone'ye değin çeşitli nazım biçimlerini uygulamıştır. Bireysel, eg­zotik temaları yeğlemiş; genellikle karamsar duyguları dile ge­tirmiştir.

 

Eserleri: Rüya, Cenk Duyguları, Efsaneler, Zakkum, Bulutlara Yakın, Gülistanlar ve Harabeler, Paravan, Balkonda Saatler, Su­lara Dalan Gözler, Hep Onun için, Sonsuz Gecelerin Ötesinde (şiir); Sulara Giden Köprü, Âşıklar Yolunun Yolcuları (roman); Baykuş, ilk Şair, Sönen Kandiller, 10 Yılın Destanı, Nedim, Ha­yalet, Bir Dolaptır Dönüyor, iki Yanda (oyun); Darülbedayi Dev­rinin Eski Günleri, Eski İstanbul Ramazanları, Edebiyatçılar Ge­çiyor (anı).

 

Yusuf Ziya Ortaç (1896 -1967)

 

İstanbul'da doğmuş, Vefa İdadisi'ni bitir­dikten sonra İzmit ve İstanbul'da öğret­menlik yapmıştır. Orhan Seyfi Orhon'la birlikte Akbaba adlı gülmece dergisini çı­karmıştır. Sonraki yıllarda Ordu milletveki­li olmuş, bir kalp krizi sonucu İstanbul'da ölmüştür.

 

Şair, yazar ve mizahçıdır. Şiire aruzla baş­lamış, sonra hece ölçüsüyle yazmıştır. Daha sonra da nesre yönelmiştir. İnce, nükteli, esprili, iğneli, temiz bir dili vardır. "Kehkeşan" adlı şiiri, bir derginin açtığı ya­rışmada birincilik kazanmıştır. Şiirlerinde aşkı, doğa sevgisi ve ulusal öğelerle birlikte vermeye çalışır. Dili ve ölçüyü başarıyla kullansa da şiirin kendine özgü güzelliğini bir türlü yakalaya­mamıştır. Buna karşılık gazetecilikte; gülmece, yergi ve nükte alanlarında daha başarılı olmuştur.

 

Eserleri: Akından Akına, Cenk Ufukları, Âşıklar Yolu, Yanardağ, Bir Selvi Gölgesi, Kuş Cıvıltıları, Bir Rüzgâr Esti (şiir); Binnaz, Nikâhta Keramet (oyun); Göç, Üç Katlı Ev (roman).

 

Orhan Seyfi Orhon (1890-1972)

 

İstanbul'da doğmuş, Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş, gazetecilik, memurluk ve öğret­menlik yapmıştır. Akbaba, Ayda Bir, Çınaraltı, Edebiyat Gazetesi, Güneş, Hıyaban, Papağan gibi edebiyat ve gülmece dergi­lerini çıkarmıştır. Milletvekilliği de yapmış; İstanbul'da ölmüştür.

 

Başlangıçta aruz ölçüsünü kullanmış, sonra hece ölçüsüyle serbest söyleyişe yakın ve yatkın duygusal şiirler yazmıştır. "Fırtına ve Kar", onun aruzla yazdığı, ilgi çeken uzun manzumesidir. "Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi" hece ölçüsüyle Türkçeyi başarılı kullandı­ğı "manzum masal'ıdır. İkili dizelerden, Halk şiirinin nazım bi­çimlerinden, yeni biçimlere değin denediği şiirlerinde bireysel­lik öne çıkar. Özellikle aşk konularını işlemiş, yurt sevgisi ve öz­lemini dile getiren şiirler de yazmıştır. Dizelerinde duyguların iç içeliği dikkat çeker.

 

Eserleri: Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi, Kervan, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kuştu (şiir); Çocuk Adam (ro­man); Asrî Kerem (gülmece); Düğün Gecesi (hikâye); Dün-Bu-gün-Yarın (makale); Kulaktan Kulağa (fıkra).

 

Enis Behiç Koryürek (1891-1949)

 

İstanbul'da doğmuş, Mülkiye Mektebi'ni bitirdikten sonra Dışişleri Bakanlığı görevli­si olarak Bükreş ve Budapeşte'de çalış­mıştır. Cumhuriyet döneminde çeşitli ba­kanlıklarda görev yapmıştır. Yaşamının son üç yılını, kendini dine ve tasavvufa vererek geçirmiş, Ankara'da ölmüştür.

 

Başlangıçta, aruz ölçüsüyle şiirler yazmış, Ziya Gökalp'le tanışıp ondan etkilenince Millî Edebiyat akımına katılmış ve "Beş Hececiler" arasında ye­rini almıştır. Ulusal duygulara seslenen şiirleri ile tanınan sa­natçı, hece ölçüsündeki kalıpların yapısında değişiklikler ile serbest ölçüye geçiş denemeleri yapmıştır. Konularını deniz savaşlarından, eski korsan hikâyelerinden alan manzumeler yazmıştır. Türk denizciliğini destanlaştıran şair olarak tanın­mıştır. Aruzla ve heceyle yazdığı şiirlerinde yeni hece kalıpları denemiş, aynı şiirde değişik hece kalıpları kullanarak farklı an­latım olanakları aramıştır.

 

Eserleri: Miras, Varidat-ı Süleyman, Güneşin Ölümü (şiir).

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk kabare tiyatrosu Haldun Taner'in "Devekuşu Kabare Tiyatrosu (1962)”dur.
Pazartesi, 12/22/2014 16:47
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.