Özel Mektup Örneği - 1

                                                                                                                                                                                                        Kabil, 6 Nisan 1934

Oğlusu,

Bu hafta sana mektup yazmak sırası iken, kaptana geçen hafta yazamadığım bazı yüksek ve ağır ilim lakırdılarını yazmak için senin sıranı alıp ona yazacağımı geçen hafta arz ve beyan etmiş isem de, gece Iran elçiliğinde saat bire kadar kokup oturduktan sonra sabah oturup felsefi ve hikemi lakırdılar yumurtlayıp, kabil olduğu kadar hezeyan olmayan birkaç lakırdı yazmak epeyce çetin olacağına göre, sana hafta mektubunu yazmaya başladım.

Üç dört senedir burada Fransız elçiliği eden efendi bugünlerde memleketine gidiyor. Bir daha da gelmeyecek imiş. Bu münasebetle ingiliz elçisi onun adına bir akşam yemeği verdi. Arkasından Rus elçisi de bir akşam yemeği dayandı. Daha arkadan İran elçisi de bir akşam yemeği verdi. Bu yemeklere misyon şefleri ile, dans eden sefaret kâtiplerini çağırıyorlar. Hiçbir memlekette Kabil'de olduğu kadar frak giyilmez. Giyinip gidiyoruz. Vakası olmayan, hayatı uyku içinde geçen bu memlekette, birbirini haftada üç kere gören diplomatların aralarında ne konuşacakları olabilir! Hiç olmazsa biri ile teklifsiz olsan. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan enine boyuna, dört köşe bir teşrifat. Yemek odasına giderken kim önden geçecek? Bir mesele! Bir ziyafette, bir çayda, duayyen olan Rus elçisi kalkıp gitmedikçe kimse gidemez imiş! Bu âdeti ilk defa burada görüyorum.

Konuşmalar, lakırdılar o kadar ıkınarak, o kadar zoraki ki insanın lakırdıdan sonra oturup ağlayacağı geliyor. Dün gece yemekte ben susuyor imişim. Rus elçisinin karşımda oturan karısı: - Ne düşünüyorsunuz? diye sordu. - Madam, yarın yağmur yağarsa öbür gün de yağar mı diye düşünüyorum, dedim. Kadın bu "derin düşünceme, bu haklı düşünceme hayran kaldı!

Yemek hiç olmazsa iyi olursa bir nimettir. Ya olmazsa? Dün gece zerzevat unundan yapılmış bir çorba vardı. Sanki çorbanın içine biraz kum dökülmüş gibi, onun da suyuna karışmamış, dibine çökmüş, tadı, tuzu da hak getire. Arkasından kutu sardalyasından üç balık, yanında biraz da mayonez gibi bir şey. Mide bozma ilacı! Daha arkadan mayonezli tavuk, üstüne de zelatin dökülmüş. Tavuk eyi pişmiş. Pişmiş olsa da bir şey değil ya! Arkasından yumurta akının köpüğünden yapılmış bir tatlı, arkasından da yemiş. Şurasını arz edeyim ki buralarda kayısı ve üzüm gibi bazı yaz meyvelerinden ağız tadı ile yenilecek yemiş bulacağını zannedenler aldanırlar.

Yemekten sonra kahveler içilir, o da tamam olunca gramofonu açar dansa başlarlar. Kime sorsan danstan hoşlanmadığını söyler gibidir ama doğru değildir. Belli bir şey ki kadın erkek birbirine fazlaca sokulup sürtünmekten kadını erkeği bir zevk bulurlar. Bu gizli zevk ne dereceye kadar hoş bir şeydir bilmem. Ama hoşlanır ve sürtünürler.

Bu toplantıların bütün lütfü bu cinsi iştahın gıcıklanmasından ibaret kalır. Dans etmeyenler ne yapar? Faide Hanım İran doktoru, Rus kâtibi ile tavla oynar. Ben zavallı öteki beriki kadınlara sokulur sümsüklerim. Kadınlar arasında: - Niçin dans etmiyorsunuz? deye soranlar olur. - İhtiyarladım madam! deye cevap veririm. Artık ne anlarsan anla! Kadın bana dese ki: - İyi güzel ama sümsükleniyorsunuz! Ne cevap veririm. Derim ki: - O da eski alışkanlık madam, kusura bakmayınız, sizi rahatsız edecek değilim, derim.
Hepinizin gözlerinden öperim. Oğlusu mektup yaz. Fatma ağaçları yetiştirsin, sonrası kolay, öyle söyle.

M. Şevket

Dosya Sahibi:
İndirilme: 21217
Beğenilme: Average vote 0 stars (0 Oylar)
Sizin Oyunuz:

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Tanıtım

8-sinif-teog

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Din büyüklerinin, ermişlerin yaşamlarını anlatan eserlere "menakıpname" denir.
Pazartesi, 12/22/2014 00:11
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.