Türk Edebiyatında Akımlar

Türk edebiyatında akımlar;

a) Eski edebiyatta,

b) Tanzimat'tan sonra

olmak üzere iki bölümde görülebilir.

Eski edebiyatta akımlar, Tasavvuf, Türkî-i Basit, Sebk-i Hindi ve Yerlileşme akımlarıdır.

Tasavvuf

  • Hem bir felsefe, hem inanç sistemi, hem de yaşayış tarzı olan tasavvuf, 13. yüzyıldan beri Tekke, Divan ve Halk edebiyatlarının temel doğuş ve dünya görüşü olmuştur.
  • Getirdiği inanç sistemi, felsefî dayanak, kavram, mazmun ve terimler bolluğu göz önüne alınırsa tasavvufun Türk sanat ve edebiyatında hakikî büyük ve sürekli, belki de biricik edebiyat akımı olduğu söylenebilir.
Türkî-i Basit
  • 15. ve 16. yüzyıllarda, Türk Divan şiiri içinde dilde Türkçecilik, biçim ve özde yenilik yapmak isteyen bir akımdır.
  • 14. ve 15. yüzyıllarda az çok sade bir dille yazan Divan şairleri, zaman geçtikçe, kaba ve zevksiz buldukları Türkçe kelimeleri daha az kullanır oldular; şiirimizi yabancı sözcüklerle doldurmaya başladılar. Böylece klâsik İran edebiyatı örneğine uyarlanmak istenen Türk şiir dili kendi kişilik ve zenginliğini kaybediyordu. İşte bu hâl, o çağlarda pek kuvvetli olmayan, hatta zayıf denebilecek bir tepki ile karşılaştı. Bu tepkiden Türkî-i Basit akımı doğdu.
  • Türkî-i Basit'çiler, aruz veznini ve Divan edebiyatının nazım şekillerini kullanmakla birlikte hemen hemen öz Türkçe şiirler yazdılar. Yabancı söz ve tamlamaları şiire sokmadılar. Öz bakımından mazmunlar yerine halk dilindeki mecazları, deyimleri, atasözlerini kullanmaya çalıştılar.
  • Bu akım ne yazık ki, ömürsüz ve süreksiz olmuştur. Çünkü asıl büyük şairler, bu mutlu teşebbüse katılmadığı gibi sonraki yüzyıllarda bunu izleyenler de görülmemiştir.
  • Türkî-i Basit akımının öncüsü, 15. yüzyıl sonlarında yaşamış bulunan Aydınlı Visalî'dir. Daha kuvvetli temsilcileri ise 16. yüzyılda yetişen Edirneli Nazmi ile Tatavialı Mahremi'dir. Adı geçen her üç şairin, büyük bir sanat gücünde olmayışları bu akımı ömürsüz kılmıştır.

Sebk-i Hindî (Hind Tarzı)

  • 17. yüzyılda Hindistan'a seyahat eden İran şairlerinin açtıkları yeni bir şiir çığırıdır. Bu çığırı 17. ve 18. yüzyıllarda bazı Türk şairleri de benimsemişlerdir.
  • İran edebiyatında bu tarzın büyük ustaları, Tebrizli Sâib ile Buharalı Şevket'tir. Sebk-i Hindî, Divan edebiyatında, 17. yüzyılda bilhassa Neşâtî, Nâilî ve 18. yüzyılda ise Şeyh Galib ile üstün temsilcilerini çıkarmıştır.
  • Bu akımın Divan şiirine getirdiği yenilik ve başkalıklar: Söz oyunları yerine anlam derinlikleri ve anlam oyunları koymak, açık ve düz söyleyişi bırakıp mecazlarla yüklü, müphem ve güç anlaşılır bir şiir yolu tutturmak, işitilmemiş ve geniş hayâllere dayanan yeni mecazlar bulmak, her mısra'a üstün bir iç musikisi, söz ahengi yerleştirmek vb.dır.
  • Bu akım, 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da görülen ve bizde Ahmed Hâşim'in temsil ettiği Sembolizm akımını andırmaktadır. Cenap Şahabeddin'in: "Biz Deka'dan değil, Şeyh Galib mektebindeniz." sözü bu anlamı ile burada anılmaya değer. Ayrıca Sebk-i Hindî ile Sembolizmin akrabalığını da gösterir. Nailî, Neşatîve Galib'in pek güçlü beyit ve mısralarla donattıkları Sebk-i Hindî akımı, aynı çağda Nâbînin ve onu izleyen şairlerin sürdürmekte olduğu yalın, toplumcu ve hikmetli şiir tarzına bir tepki manzarası göstermektedir. Zaten, şiirde açık-kapalı, yalın-mecazlı söyleyiş çatışması, edebiyat tarihinin bütün çağlarında sürüp gitmiştir.

Yerlileşme (Mahallileşme) Akımı

  • Divan şiirimizde İstanbul'un fethinden sonra başlayarak gittikçe benimsenen bir akımdır. Şiirde İstanbul şivesine ve İstanbul tabiatına daha fazla yaklaşmak amacı güden bu akım ilk önce Bâki'de görülmüş, 18. yüzyılda en güçlü örneklerini Nedim'le verdikten sonra, 19. yüzyılda Enderunlu Vâsıf bu akımı genişletmiştir.
  • Yerlileşme; şuurlu ve düzenli bir akım değildir. Yüzyıllar geçip şairlerimiz İstanbul'a ısındıkça bu, kendiliğinden olmuştur. Divan edebiyatının soyut telâkkisi içinde, İstanbul'un manzaralarına, insanlarına ve başka özelliklerine yer ayırmak oldukça zordur ve arzu edilen genişliği hiçbir zaman bulamamıştır.
  • Yerlileşme, gittikçe daha güzel ve daha canlı bir İstanbul halk diline yaklaşan sadelik isteği ile birlikte görülür. 18. yüzyılda, bilhassa Nedim'den sonra İstanbul yaşayışından alınmış konu ve temalar çoğalır. İstanbul'un türlü semtleri, köşkleri, eğlenceleri, aşk yaşayışları, insan çehreleri yalnız mesnevilerde değil, şarkı, gazel hatta kaside nesihlerinde, en çok da Şehrengizlerle görülmeye başlar.
  • 18. yüzyıl şairlerinden Osmanzâde Taib'in (Damad İbrahim Paşa'ya sunulmuş olan aşağıdaki) kasidesi dışarı vuran mizahı, seçilmiş halk deyişleri ve özellikle İstanbul'un o zamanki pahalılık derdine parmak basışı ile mahallîlik akımının güzel bir verimi sayılabilir.
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

İlk psikolojik roman denemesi Nabizade Nazımın "Zehra" adlı eseridir.
Perşembe, 07/24/2014 07:42
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.