Gereksiz Sözcük Kullanımı

Cümleye bir anlam katmayan, çıkarılması cümlenin anlamında eksikliğe yol açmayan bir sözcük, o cümlede gereksizdir.


Bir cümlede gereksiz sözcük kullanımı, genellikle iki şekilde ortaya çıkmaktadır.

a) Eşanlamlı Sözcüklerin Bir Arada Kullanılması


Bir cümlede aynı anlamı karşılayan iki sözcük kullanılması doğru değildir. Aynı anlamı veren iki sözcükten birinin cümleden atılması gerekir.


Bir cümlede aynı anlamı karşılayan sözcüklerden, genellikle biri Türkçe, biri yabancı bir dilden gelmiştir.


acı ==> keder                   güç ==> zor
neden ==> sebep             çıkar ==> menfaat
aptal ==> ahmak              akıllı ==> uslu
eksik ==> noksan             yoksul ==> fakir

 

“Ortaöğretim puanının hesaplanması konusunu, önümüzdeki programda bir daha yeniden ele alacağız.” Bu cümlede geçen "bir daha" sözü ile "yeniden" aynı anlamı karşılayan sözcüklerdir; bunlardan biri atılmalıdır.

“Ayhan Bey çok içli ve duygulu bir insandı; ağlayan bir çocuk görmeye bile dayanamazdı." "İçli" sözcüğünün anlamı "duygulu" ve "hassas"tır; "içli" ile "duygulu"nun aynı cümlede kullanılması doğru değildir.

 

 

“Bugüne kadar hiçbir görevini, vazifesini aksattığını görmedim.” "Görev" ve "vazife"; birincisi Türkçe, ikincisi Türkçe asıllı olmayan eşanlamı iki sözcüktür. Bu iki sözcükten biri atılsa, cümlenin anlamında bir daralma ya da eksilme olmaz.

 

 

“Kafesteki hayvanların ikisi de hem gösterişli hem görkemliydi.” "Görkemli" sözcüğünün anlamı "göz alıcı" ve "gösterişli"dir. Eşanlamlı bu iki sözcüğün yan yana kullanılması gereksizdir.

 

 

“Adam, bir anda, aniden bağırmaya başlayınca hepimiz çok şaşırdık.” "Aniden" sözcüğü ile "bir anda" aynı anlamı karşılar. Bu ikisinden biri gereksiz kullanılmıştır.

 

 

"Böyle bir uygulamanın kimseye yarar ya da fayda sağlamayacağını düşünüyorum." "Yarar" ile "fayda" eşanlamlı sözcüklerdir; bir arada kullanılmaları gereksizdir.

 

 

"Bu köylerde yaşayanlara zenginler, varlıklı insanlar yardım etmeli." "Zengin" ile "varlıklı" eşanlamlı sözcüklerdir; "zenginler" sözcüğü cümleden atılabilir.

 

 

"Burhan'ın bu kadar bencil ve egoist olabileceğini düşünemezdim." Bu cümlede geçen "bencil" ile "egoist" birbirinin anlamını karşılayan biri Türkçe, biri Fransızca asıllı iki sözcüktür. Bu iki sözcüğün aynı cümlede kullanılması doğru değildir.

 

 

"Hangi amaç ve gaye için çalışırsanız çalışın doğruluktan ayrılmayın." "Amaç" ile "gaye" eşanlamlı sözcüklerdir; ikisinin bir arada kullanımı, gereksiz sözcük kullanımına yol açmıştır.

 

 

"Birtakım ilke ve prensiplerinin olması bir yayın kuruluşunun ayırıcı özelliğidir." Bu cümlede "ilke" ve "prensip" sözcükleri eşanlamlıdır iki sözcükten biri gereksizdir, cümleden atılmalıdır.

 

"Her mağlubiyet ya da yenilgiden sonra, yönetimin istifası isteniyor." Bu cümlede "mağlubiyet" ile "yenilgi" farklı iki kavram gibi kullanılmıştır. Aynı anlama gelen bu iki sözcükten biri gereksizdir.


Örnek Soru:


Yineleme dediğimiz anlatım kusuru, aynı anlama gelen birden çok sözcüğün gereksiz yere bir arada kullanılmasıdır. Bir kavramın Türkçesiyle yabancısının birlikte kullanılması bu tür kusurlardandır.

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu açıklamada belirtilen türde bir anlatım kusuru vardır?

A)   Bunlar, belgesel özellikler taşıyan, birbirinden ilginç yazılardır.
B)   Bugün işyerinde tebrik ve kutlama ziyaretlerinde bulunduk.
C)   Eskiden, musikiyle uğraşan kişilere musikişinas denirdi.
D)   Dil, varlığımızın en güçlü dayanağı,  kimliğimizin en anlamlı kanıtıdır.
E)   Günümüz insanının vazgeçemediği araçların başında televizyonla bilgisayar gelmektedir.

(2 Mayıs 1999)

Yanıt: B

 

Örnek Soru:


Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?

A) İşe geç geleceğini hiç olmazsa bana haber verseydin bari.
B) O anda, dertleşebileceği bir dosta ihtiyacı vardı; ama yanında kimse yoktu.
C) Bu karara varmadan önce, onların da görüş ve önerilerini dikkate alman gerekirdi.
D) Yazıda onun resimlerinden pek söz edilmiyor; oysa o, çok yetenekli bir sanatçı.
E) Beğendiğimiz o evi satın aldık; ancak oraya önümüzdeki yıl taşınabileceğiz.
(2006/OSS)

Yanıt:  A

 

* * * Bir cümlede deyimin anlamı ile birlikte yer alması da gereksiz sözcük kullanımıdır. Bir yerde deyim kullanılmışsa, ayrıca anlamının verilmesine gerek yoktur.

 

 

 

“Başınız daralır, para yönünden bir sıkıntıya düşerseniz hemen bizi arayın.” Cümlenin başında geçen "başı daralmak" deyiminin anlamı "sıkıntıya, darlığa düşmek"tir. Cümle "Başınız daralırsa hemen bizi arayın." biçiminde olsaydı da aynı anlamı karşılardı.

 

 

“Bu çocuğa bir şey demeye dilim varmıyor, gönlüm razı olmuyor.” "Dili varmamak" deyiminin anlamı "bir sözü söylemeye gönlü razı olmamak"tır.

“İşlediği konuları beğenmeyebilirsin, ancak üslubuna dil uzatman, o konuda kötü söz söylemen büyük hata olur." "Dil uzatmak" deyiminin anlamı "bir kimse ya da bir şey için kötü söylemek"tir. Hem deyimin, hem de anlamının bir arada kullanılması doğru değildir.

 

 

"Bu bekçiler, sözüm ona burada yaşayanların güvenliğini sağlıyorlar güya." Cümlenin baş tarafında geçen "sözüm ona" deyiminin anlamı "sözde, güya, sanki"dir. Bu deyimin kullanıldığı cümlede sıralanan sözcüklerden birinin daha kullanılması gereksiz sözcük kullanımını doğurur. Cümlede "güya" sözcüğü gereksiz kullanılmıştır.

 

 

"Babamın aniden tayini çıkınca hiç hazırlanmadan, apar topar yola çıktık." "Apar topar" sözü bir deyimdir, bu deyimin anlamı "hazırlanmadan, ivedilik ve telaşla"dır. "Hiç hazırlanmadan" sözü cümleden atılsa da cümlenin anlamında değişiklik, eksiklik olmaz.

 

 

"İnşaat için izin alana kadar akla karayı seçtik, hepimiz çok sıkıntı çektik." "Akla karayı seçmek" deyiminin anlamı "çok yorulmak, çok sıkıntı çekmek"tir.

 

 

"Kendisiyle ilgili suçlamalara karşı ağzını açmadı, hiçbir şey söylemedi." "Hiçbir şey söylememek" "ağzını açmamak" deyimi ile ifade edilir. Cümlenin sonunda geçen "hiçbir şey söylemedi" sözü atılsa cümlenin anlamı değişmez.

 

Örnek Soru:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, aynı anlama gelen sözcüklerin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna yol açmıştır?

A)   Sabah akşam yapılan bu yürüyüşlerin insanı dinlendirdiğine inanıyorum.
B)   Her gün, öğle ve akşam aynı yemeği yemenin insanı bıktırdığını kimse inkâr edemez.
C)   Onu, yaz kış, her sabah durakta otobüs beklerken görürdüm.
D)   Onun ikide birde, yerli yersiz bu konuyu açmasından rahatsız oluyoruz.
E)   Doktor ona, iki günde bir günaşırı, bir aspirin almasını söylemiş.
(1990/ÖYS)

Yanıt: E

 

b) Sözcüğün Anlamının, Cümledeki Diğer Sözcük ya da Eklerde


* * * Bir sözün ya da sözcüğün anlamı cümledeki başka sözcüklerde ya da eklerde varsa, o sözcük o cümlede gereksizdir.

 

 

“Kış gelmeden önce herkes odununu, kömürünü alır.” "Kış gelmeden önce" ile "kış gelmeden" arasında bir fark yoktur. Bu cümlede "önce" sözcüğü gereksizdir.

 

 

“Sabahın kör karanlığında, gün doğmadan yola çıkmıştık.” "Sabahın kör karanlığından" söz ediliyorsa ortalık karanlıktır, güneş doğmamıştır. "Gün doğmadan" sözü bu cümlede gereksizdir.

 

“Bir ara, kendisiyle konuşup bu durumu ona anlat.”Birine bir şeyler anlatmanın doğal yolu konuşmaktır, konuşmadan bir şey anlatılmaz. Bir şeyler anlatılıyorsa konuşuluyordur. Bu cümledeki "kendisiyle konuşup" sözü gereksizdir.

 

 

“Her gün işe geç gelmeyi adeta huy edinmişti.” "Huy edinilen" bir eylem her gün yapılır. Bu cümlede "her gün" sözünün kullanılmasına gerek yoktur.

 

"Bu mevsimde bazı yerlerde hava sıcaklığı, sıfırın altında eksi 30 dereceye kadar düşebiliyor." "Eksi 30 derece" sıfırın altında olan bir sıcaklık değeridir; sıcaklık eksi değerlerde ise sıfırın altındadır. Bu cümlede "sıfırın altında" sözü gereksiz kullanılmıştır.

"Sınıf öğretmeniyle görüşmeye seninle birlikte gitsek daha iyi olur." "Seninle" sözcüğündeki ile (-le) edatı "birlikte" anlamı taşır, "birlikte" sözcüğünün kullanılmasına gerek yoktur.

 

 

"Dün gece uykusunda gördüğü rüyayı bize heyecanla anlattı." Kulağı tırmalayan bir pürüz yok mu bu cümlede? -Var. Rüya uyurken, uykuda görülür; "uykusunda" sözcüğünün kullanılmasına gerek yoktur.

"Pencereyi açıp beyaz kar tanelerinin nazlı nazlı yere inişlerini izledi." Kar tanesinin siyah olacak hali yok; "beyaz" sözcüğünün gereksizliği apaçıktır.

"Bursa-Manisa arasındaki yol çalışmaları aşağı yukarı, üç dört yıldır devam ediyor." "Aşağı yukarı" sözü kesin olmayan ölçülerde kullanılır; "yaklaşık olarak" anlamı taşır. Bu cümledeki "üç dört yıl" sözü "aşağı yukarı"nın anlamını taşımaktadır; dolayısıyla bu sözün kullanılmasına gerek yoktur.

 

 

"Geçmişe ait hatıraların anımsanması, kimi zaman insanı duygulandırır." "Hatıra" insanın yaşadığı olaylarla ilgili hafızasında kalan izlerdir. Hatıra, geçmişe ait olmak zorundadır; gelecekle ya da şu anla ilgili olamaz. Bu cümlede "geçmişe ait" sözü gereksizdir. Geçmiş yerine bir dönemi bildiren başka bir söz kullanılsaydı o söz gereksiz olmazdı; "çocukluğa ait" gibi.

“Hastaneden geldiğinden beri ilaçlarını düzenli olarak kullanıyor.” Bu cümledeki "olarak" sözcüğü, gereksiz olarak -buradaki de- kullanılmıştır.

 

* * * "Olarak" sözcüğünden önceki sözcük durum bildirdiğinde, o cümlede "olarak" sözcüğü gereksizdir:

“3000 metre yarışını birinci olarak bitirdi.”

“Sürekli olarak, aynı konuları gündeme getiriyordu.”

* * *  "Olarak" sözcüğü, yardımcı eylem durumunda kullanılmışsa cümleden atılamaz.

“Bir arkadaşın olarak sana bunları söylemeliyim.”

“Adam, haklı olarak parasını istiyor.”

 

“Günde sekiz saat süreyle araba kullanıyormuş.” "Süreyle" sözcüğü gereksizdir.

 

 

“Yarın sabah ilk önce Aslı'yı arayalım.” Bu cümledeki "ilk" sözcüğü gereksizdir; "önce" sözcüğünde "ilk" anlamı vardır.

* * *  "İlk önce" doğru bir kullanım değildir, "ilk önce" "en birinci" demek gibidir. "İlk"in öncesi ya da "önce"nin ilki olmaz.

"Önce siz geldiniz." ile "İlk önce siz geldiniz." cümlesi arasında anlamca bir fark yoktur.

Aynı şekilde "son"un da "en"i olmaz.


“En son olarak çok sevdiğimiz bir şarkıyı söyledi.”

“Bu sabah sınıfa en son gelen Ahmet'ti”.


Her iki cümlede de "en" sözcüğü gereksizdir.

 

 

"Burcu'yla ilk tanıştığımızda, ben lise sonda okuyordum." Bazı eylemler bir kez olur; doğmak, ölmek, tanışmak... gibi. "ilk tanıştığımızda" kullanımı doğru değildir; insan biriyle bir defa tanışır, ikinci, üçüncü tanışma olmaz, "ilk doğduğunda çok kiloluydu." denmeyeceği gibi.

 

“İlk önce yemek yiyelim, yarın ne yapacağımızı daha sonra düşünürüz." "İlk önce yemek yiyelim" yerine "Önce yemek yiyelim" desek ne değişir? Hiçbir şey. O halde israf-ı kelam etmeyelim.


"Önce"nin ilki ya da "ilk"in öncesi olmaz. Birinci birincidir; nasıl en birinci olmazsa ilk önce de olmaz.
Önce siz buyurun = ilk önce siz buyurun.

Basit bir kural:


* * * Başlangıç ve son anlamı taşıyan sözcükler derecelendirilmez.


Yalnız dikkat edin; Türkçede "en" sözcüğüne gerek yoktur filan demedik. "En" sözcüğü derece bildirdiğinde cümleden kesinlikle atılamaz.


En tehlikeli hayvan
En güzel şiir
En iyi dost

* Derece bildiren sözcükler cümleden atılmaz. Adların niteliğini bildiren sıfatlar da cümleden atılmaz:

Akıllı, çalışkan bir öğrenciydi.
Uzun boylu olanını çağırın.

* Sıfatın anlamı yanındaki isimde varsa, sıfat gereksiz sözcük durumuna gelir.

 

“Küçücük bebekler gibi huysuzluk ediyordu.” "Küçücük" sözcüğüne gerek yok.

“İki yaşlı ihtiyar parkta oturuyordu.” Bir kişi "ihtiyar"sa "yaşlı"dır; "yaşlı ihtiyar" kullanımı doğru değildir.

“Yaya yürüyerek geldim.” cümlesinde "yaya"ya gerek var mı?

 

“Bu cümlede gereksiz yere sıfat kullanılmıştır." Evet, bu cümledeki "yere" "boş yere" kullanılmıştır.

* "ile" edatından sonra "birlikte" sözcüğünün kullanımına gerek yoktur.

“Buraya kardeşiyle birlikte gelmiş.”

“Zil sesiyle birlikte ortalık hareketlendi.”

“Yazı ilk kez ne zaman kullanılmaya başlandı?” Bir şeyin kullanılmaya başlanması o işin ilk olduğunu gösterir. Yukarıdaki cümlede "ilk kez" sözü gereksizdir.

 

 

“Devam eden grev sona erdi.” "Devam eden" sözü gereksizdir.

 

“Yürürlükte olan yasalara göre bu uygulamaların hepsi yanlış.” "Yasa"dan söz ediliyorsa yürürlüktedir; "yürürlükte olan" sözü gereksizdir.

 

Örnek Soru:


Arkadaşım gördüklerini, duyduklarını gizli bir sırmış gibi yavaşça kulağıma fısıldadı.

Bu cümlede gereksiz kullanılmış iki sözcük aşağıdakilerden hangisinde bir arada verilmiştir?

A) Arkadaşım - bir                                 B) Bir - yavaşça
C) Arkadaşım - gibi                                D) Gizli - yavaşça
E) Gizli - sırmış
(1988/OSS)

Yanıt: D

 

Örnek Soru:


"Yazar, bu özü, birtakım ilkelerden, hazır formüllerden yola çıkarak değil, somut gerçeklerden, yaşanmış deneyimlerden yola çıkarak yeniden buluyor."

Bu cümlede geçen kelimelerden hangileri atıldığında cümlenin anlamında hiçbir daralma olmaz?

A) bu - yeniden                               B) ilkelerden - somut
C) birtakım - değil                            D) yazar - gerçeklerden
E) hazır - yaşanmış
(1983/OSS)

Yanıt: E 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

busy
 

Kayıt - Giriş



Bunlari Biliyor musunuz?

Türk edebiyatında ilk makale Şinasi'nin "Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi" adlı yazısıdır.
Salı, 07/29/2014 18:47
Telif Hakkı © 2014 Open Source Matters. Tüm Hakları Saklıdır.
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.